6. Bölüm

Shawn Hlookoff – She Could Be You

Taru – Chocolate

Tearliner – We Quit Us

golden pops_family

Lee Han Na & 2nd Moon – Prologue

Clazziquai – Wizard Of Oz

Sahne 1 (Evin giriş kapısı – Dış Mekân) Her birine bir asır gibi gelen birkaç saniye boyunca Min Hee, Berna ve Jung Woo donmuş gibi birbirlerine bakarak öylece dururlar.

Kendini ilk toparlayan Jung Woo olur. Min Hee’ye doğru bir adım atar:

“Min Hee…”

Min Hee birden elini kaldırır, karşısındaki manzarayı görmeye tahammül edemez gibi yüzünün önüne siper eder. Gözleri dolmuş, dudakları titremeye başlamıştır. Sonra hiçbir şey söylemeden arkasını dönüp  merdivenlerden gerisin geri koşmaya başlar. Jung Woo ve Berna ilk anda öylece donup kalmışlardır. Sonra, aynı anda kapıya doğru hamle yaparlar. Jung Woo:

“Sen burda kal Berna! Ben onu yakalayıp işin iç yüzünü anlatırım…” der ve genç kızın peşinden koşturur. Berna ise ne yapacağını bilemez gibidir. Yavaşça kapıyı kapatır, sonra kapıya sırtını yaslar ve derin bir nefes alır. Yüzü karmakarışık olmuştur…

Sokakta ise bir yandan ağlayan, bir yandan yalpalayarak koşan Min Hee’yi görürüz. Peşinden, nefes nefese kalmış Jung Woo apartman kapısından çıkar; sağına solunu bakınır; sonra az ileride sarsılarak koşmaya çabalayan kızı fark eder ve hızlanarak ona yetişir. Min Hee’yi kolundan tutar:

“Min Hee-ya! Lütfen açıklamama izin ver…”

Min Hee kolunu kurtarmaya çabalar:

“Bırak beni! Aynı evde yaşadığınızı biliyorum! Sevgili olduğunuzu biliyorum! Artık konuşacak bir şey kaldı mı??”

Sonra kolunu kurtarıp gitmeye çabalar. Ama Jung Woo izin vermez:

“Evet, aynı evde yaşadığımız doğru!” diye bağırır. “Ama sevgili falan değiliz! Açıklamama izin ver lütfen!”

Min Hee yaşlarla dolu gözlerini umutla yukarı kaldırır. “N-nasıl yani?”

Jung Woo onun dinlemeye razı geldiğini anlar, rahat bir soluk alır. Sonra daha yumuşak bir sesle:

“Her şey bir yanlış anlamayla başladı…” diye açıklar, “Berna’yla o Türkiye’deyken kalacak yer ayarlamak için yazışırken o bizi kız, biz ise onu erkek zannetmişiz… Sonra buraya ilk geldiği gün cüzdanı çalındı, bütün paraları gitti! Böyle bir durumda onu sokağa bırakamazdık… Mecburen, hep birlikte yaşamaya başladık. İşte durum bundan ibaret…”

Min Hee’nin yüzünde ilk defa bir gülümseme belirir. “İnanayım mı?” der gibi bakar.

“Lütfen bana güven Min Hee, sana yalan söyleyeceğimi düşünmüyorsun, öyle değil mi?” der Jung Woo yeniden.

Genç kız, şüphe ve umutla onu süzer. Jung Woo’nun yüzündeki kararlı ifadeyi görünce birdenbire yüzüne güneş doğar sanki.

“Demek… demek böyle…” diye mırıldanır. Sonra birden:

“Ah! O halde bir arkadaşının tanıdığı kız öğrenci için aradığını söylediğin evi, aslında Berna için arıyordun!”

“Evet, aynen öyle,” diye onaylar Jung Woo. Min Hee neşeyle güler:

“Bu harika! Çünkü ben size ev buldum!”

Jung Woo birden tam önüne bir bomba düşmüş gibi şaşırır:

“N-ne?!” Sonra kendini toparlamaya çalışarak: “Nasıl yani, kız öğrenci evi mi?” diye sorar. Min Hee:

“Evet; bir arkadaşımın evindeki üçüncü kız arkadaşları evden ayrılıyormuş… Bana, ev arayan tanıdık bir kız arkadaşım olup olmadığını sordu. Bense, sana mı yoksa Berna’ya mı haber vermeliyim diye kararsız kalmıştım. Ama şimdi görüyorum ki ikiniz arasında seçim yapmama gerek yokmuş meğer!” Böyle deyip mutlulukla güler. Jung Woo ise yüzündeki şaşkın ifadeden henüz kurtulamamıştır.

“Bu… bu harika bir habermiş!” diye neden sonra konuşmayı başarır. Min Hee artık iyice rahatlamıştır; elinin tersiyle yüzündeki yaşları silerken derin bir nefes alır:

“Ah, çok şükür! Az önce ikinizi aynı evde baş başa görünce öyle çok korktum ki! Gerçekten aranızda bir şeyler olduğunu zannettim…”

Sonra gülerek Jung Woo’nun koluna girer.

“Ama aslında korkmama hiç gerek yoktu, öyle değil mi Oppa? Sen bana çoktan söz vermiştin zaten: İşlerini yoluna koyunca, kendini hazır hissettiğin zaman benim karşıma çıkacaktın… Ah, bunu unuttuğuma inanamıyorum, o kadar salağım ki!”

Jung Woo bir an durgunlaşır; ama hemen sonra çarçabuk gülümser:

“Elbette… Kendini boş yere üzdün…”

Min Hee neşeyle gülüp onun koluna daha çok yaslanır. Kamera Jung Woo’nun yüzünü gösterdiği zaman genç adamın yüzünde bir gülümseme vardır. Ama hemen sonra bu gülümsemenin yerini ciddi ve düşünceli bir ifadeye bıraktığını görürüz.

Sahne 2 (Ev) Biraz sonra Jung Woo eve geri döner. Berna kapının sesini duyunca koşarak odasından çıkar. Heyecanla:

“Ne oldu??” diye sorar. “Min Hee’ye durumu açıklayabildin mi?”

Jung Woo hafifçe gülümser:

“Evet, açıkladım. Durumu anlayışla karşıladı. Kimseye söylemeyecek…”

Berna büyük bir rahatlama ifadesiyle: “Ohhhh, çok şüküürr…” diye derin bir nefes verirken Jung Woo’nun yüzünde düşünceli bir anlam belirmiştir. Bir an “söylesem mi, söylemesem mi…” gibisinden tereddüt ettiğini görürüz. Sonra:

“Berna…” diye söze başlar.

Berna gülen gözlerle: “Efendim?” deyince de bir şey diyemeden öylece kalır. Berna merakla ona bakmaktadır. Sonra Jung Woo:

“Şey… Bir şey yok!” deyip odasına geçmek üzere arkasını döner. Berna yüzünde şaşkın bir ifadeyle kalakalmıştır.

(She Could Be You) Jung Woo’nun odasına girip kapıyı kapattığını, sonra sıkıntıyla derin bir nefes verdiğini görürüz. Kendi kendine mırıldanır:

“Ona başka bir ev bulduğumuzu söyleyemedim…”

Sonra dalgınca yürür, çalışma masasına oturur. Masanın üzerindeki kurbağa anahtarlığını eline alır. Elinde evirip çevirmeye başlar. Sonra ses kaydını dinleme düğmesine basar.

“Özür dilerim, özür dilerim, özür dilerim! Seni kırdığım için özür dilerim! Lütfen affet beni!”

Berna’nın pişmanlıkla dolu sevimli sesi odayı doldururken Jung Woo’nun hüzünlü bir gülümsemeyle oyuncağı bağrına bastığını görürüz. Sonra dudakları suçlu bir çocuğunkiler gibi bükülür.

“Şimdi de ben özür dilerim Berna… Lütfen affet beni…”

O esnada Berna da kendi odasına girmiş, kapıyı ardından kapatmıştır. Yavaşça kendi çalışma masasına doğru yürür. Yüzünde düşünceli bir ifade vardır.

“Neyse ki barışmışlar…” der hafif buruk bir gülümsemeyle. “Sırf bu yüzden ayrılsalar çok yazık olurdu doğrusu…”

Sonra yüzündeki gülümseme silinir. Berna dalgınca parmağındaki yüzüğü okşamaya başlar.

Flashback’le Jung Woo’nun gözlerini kapatmış olan Berna’nın yüzüğünü parmağına takması sahnesini yeniden görürüz. Berna’nın yüzündeki şaşkınlık, sevinç; ve en sonunda büyük bir mutlulukla Jung Woo’nun boynuna sarılması yeniden aklına düşer genç kızın.

Tekrar günümüze döndüğümüz zaman Berna’nın yüzünde hafif buruk bir tebessüm vardır…

Sahne 3 (Ev) Akşam… Berna uzuuuun bir aradan sonra kendini yemek yapmaya adamış, gün boyu evden çıkmamıştır. Nihayet masanın üzerini yemeklerle donattıktan sonra neşeyle kendi kendine gülümser.

“İşte oldu! Bizimkilere süper bir sürpriz olacak bu!”

O sırada kapı açılır, Sun Yong içeri girer. Muhteşem yemeklerle dolu masayı görünce gözleri şaşkınlıkla açılır:

“Vaooovv! Berna, harikasın! Bize neler yapmışsın böyle!”

“Evet, bugün içimden geldi,” diye sevimlice güler Berna. “Sen de geldiğine göre Jung Woo’yu da odasından çağırıp yemeye başlayalım.”

“Jin Ki Hyung’u beklemeyecek miyiz?”

“O da gelince yer artık, ne yapalım,” der Berna. Sonra düşünceli bir biçimde: “Sahi… Onu dün de hiç görmedim, nerelerde acaba bu çocuk?”

“Nerde olacak, kızlardan biriyledir,” diye kıkırdar Sun Yong. Sonra elini patlıcan-patates kızartması olan tabağa uzatır. Ama Berna bir anne edasıyla eline vurur: “Hop hop! Önce eller yıkanacak!”

“Tamam anne, tamam…” diye iç çeker Sun Yong ve banyoya doğru gider. Berna onun arkasından gülerek bakar, sonra gidip Jung Woo’nun kapısını tıklatır:

“Jung Woo-sshi! Hadi yemeğe!”

Yatağına sırt üstü uzanmış, ellerini başının altında kenetlemiş, kara kara düşünmekte olan Jung Woo’yu görürüz. Kapıyı açmadan seslenir:

“Ben aç değilim Berna. Size afiyet olsun!”

Berna şaşırmıştır, yine kapıdan:

“Nasıl yani? Gün boyu odandaydın, bir şey yemedin ki…” diye seslenir. Jung Woo: “Aç değilim işte! Çalışıyorum, yarına yetiştirmem gereken bir şey var!” diye cevap verince dudak büker:

“İyi ya… Sen bilirsin… Acıkırsan gece yersin!”

Biraz sonra Sun Yong ve Berna yemek masasında oturmuş, konuşa gülüşe yemeklerini yemektedirler. Berna:

“Eee, Yoon Ah’la ikinci buluşmanız nasıl geçti bakalım?” diye merakla sorar. Sun Yong ağzı dolu dolu:

“Süperdi! Seul Tower’a çıktık, sonra aşağısındaki cafelerden birinde oturduk, dondurma yedik. Sonra da sinemaya gittik.”

“Geç kaldığın için kızmadı, değil mi?”

“Ona güzel bir demet çiçek verince hemen unuttu!” diye sırıtır Sun Yong. “Sağol Berna-sshi!”

Berna keyifle gülümserken evin kapısının açıldığını duyarlar. İçeri, yorgun ve bezgin Jin Ki girer. Sun Yong hemen:

“Hyung! Gelsene, bu akşam gene süper yemekler var!”

Derken Berna da:

“Jin Ki, bak sana kızarmış pilav yaptım…” diye pilav tenceresini işaret etmektedir. Jin Ki onlara asık bir suratla bakar, sonra ters ters: “Aç değilim,” deyip odasına geçer. İki çocuk şaşkınlık içinde kalmışlardır.

“N’olmuş buna?” der Berna hafifçe bozulmuş halde. “İnsan bir selam verir…”

“Canı bir şeye sıkıldı herhalde, belki ailevi bir meseledir, üstüne gitme bence,” der Sun Yong. Berna merakla:

“Ailevi mesele mi? Jin Ki’nin ailesiyle problemleri mi var?” diye sorar. Sonra: “Sahi… Senin annenleri, ablalarını filan anlattığını hatırlıyorum, sonra Jung Woo’nun annesini, kızkardeşini biliyorum, ama Jin Ki’nin ailesiyle ilgili hiçbir şey bilmiyorum. O neden hiç bahsetmiyor?”

Sun Yong omuz silker. Yüzünde kendisinden hiç beklenmeyecek ciddi bir ifade belirmiştir.

“Jin Ki hiçkimseye ailesiyle ilgili bir şey anlatmaz ki… Zaten babası o lisedeyken ölmüş… Annesi ise…” Sun Yong bir an durur, sonra sesini alçaltıp Berna’ya yaklaşır: “Annesi ise o çok küçükken onları terk edip başka bir adamla yaşamaya başlamış diyorlar. O yüzden Jin Ki Hyung annesinden nefret ediyor olmalı; adını bir kere bile ağzından duymadım…”

Berna’nın gözleri şok ve üzüntüyle irileşmiştir. “Ama bu… bu korkunç bir şey!” diye kekeler. Yemek yiyecek hali kalmamış gibi kaşığını tabağın kenarına bırakır.

Sonra aniden, kararlı bir ifadeyle yerinden kalkar. Bir tabağa pilav ve tavuk yemeği koyar.

“Bunu Jin Ki’ye götüreceğim! Ne kadar üzgün olursa olsun en azından yemek yemesi gerek…”

Sonra elinde tabakla Jin Ki’nin kapısını çalar. Jin Ki içeride yatağına yan yatmış, dalgın dalgın İstanbul anahtarlığını incelemektedir. Kapı çalınınca birden toparlanır, anahtarlığı yastığının altına saklar. “Girin!” diye bağırır.

Berna çekingence başını uzatır:

“Jin Ki, girebilir miyim? Sana yemek getirdim…”

Jin Ki başını yana çevirir. “Aç değilim,” diye homurdanır. Berna aldırmaz, içeri dalar. Elindeki yemek tabağını Jin Ki’nin çalışma masasına bırakırken:

“Olsun, yine de yersin,” der, “Kızarmış pilav yaptım yav, sen tokken bile yemiyor muydun bunu? Hem de tavuğu bu sefer köri sosuyla yaptım, bayağı değişik bir-“

“Berna!” diye onun sözünü keser Jin Ki.

Berna merakla ona bakar. Jin Ki’nin yüzü her zamankinden çok farklıdır. Ciddi; her zamanki çapkın ve vurdumduymaz Jin Ki’den çok başka bir yüz ifadesi vardır şimdi. Berna merakla ne diyeceğini beklemeye başlar.

“Bana söyleyeceğin bir şey var mı?” der Jin Ki sonra.

Berna şaşırır, “Nasıl yani? Ne gibi?”

Jin Ki canı sıkılmış gibi durur. Sonra birdenbire ayağa fırlar, Berna’nın kolundan tutar!

Berna şok olmuş gibi öylece kalmıştır. Daha “n’oluyor?” bile diyemeden Jin Ki onun elini çevirir, sağ elindeki yüzüğü işaret eder:

“Bu yüzük… bu yüzük daha önce var mıydı??”

Berna “kafayı yemiş bu çocuk…” dercesine başını sallar, sonra biraz da öfkeyle:

“Vardı tabii, hiç mi görmedin??” diye onu paylar. “Dedemden kalma, aile yadigârı bir yüzük bu!”

Jin Ki birden şaşkınlıkla ona bakar: “Cidden mi?”

“Cidden tabii! Yalan mı söylüycem, Allah Allah…”

Sonra öfkeyle elini kurtarır Berna, çalışma masasının üzerine bıraktığı yemek tabağını hınçla alır, “Sana yemek-memek bırakmıyorum işte! Ne saçma sorular soruyorsun!” Tam kapıdan çıkmak üzereyken birden Jin Ki:

“Ama ben sizi gördüm!” diye bağırır. “Dün Jung Woo’nun sana yüzük taktığını gördüm!”

Berna hayretle duraklar. Arkasını dönüp Jin Ki’ye şaşkınca bakar. Jin Ki yine:

“Berna, söyle bana, siz nişanlandınız mı?”

(Doink!) Berna bir an salak salak bakar, sonra kahkahayı patlatır:

“Puhaaa! Jin Ki, sen manyak mısın?? Ne nişanlanması? Ben?? Hem de Jung Woo’yla??”

Elindeki tabağı kenara bırakır, karnını tuta tuta gülmeye devam eder. Jin Ki ise yüzünde karmakarışık bir ifadeyle:

“Ben… ben zannettim ki…” diye kekelemeye başlamıştır. Berna gözlerindeki yaşları silerek:

“Hay Allah iyiliğini versin… (burası Türkçe 😀 ) Yok öyle bir şey! Jung Woo geçen gün kaybettiğim yüzüğümü bulmuş, bana geri getirmiş… Hani geçenlerde seni operada beklettiğim bir akşam vardı ya; işte yüzüğü o zaman kaybetmiştim.” Diye bir çırpıda her şeyi açıklar (yaa, bizde böyle anacım… 😀 yoksa siz benim on bölüm boyunca yanlış anlaşılmaları sündüreceğimi mi zannetmiştiniz? :P)

Jin Ki ise yüzünde yarı şaşkın, yarı sevinçli bir ifadeyle: “Yaaa…” diyebilir yalnızca. Berna yine başını iki yana sallar:

“Bazen çok saf olabiliyorsun, biliyor musun?? Yirmi iki yaşındayım ben daha, ne nişanı, ne yüzüğü?? Hem de sevgili bile olmadığım bir insanla. Yani ben sana ne diyeyim ki!”

Böyle deyip “cık cık cık…” diyerek odadan çıkar. Jin Ki taşlaşmış gibi olduğu yerde kalakalmıştır. (Taru Chocalate) Sonra birdenbire otuz iki dişini birden göstererek sırıtmaya başlar, odadan şimşek hızıyla çıkıp salona koşar:

“Bernaaa!”

Berna ve Sun Yong yemek masasından şaşkın şaşkın ona bakarlar. Jin Ki heyecanla derin derin solumaktadır. Sonra yaramazlık yapmış bir çocuk gibi sevimli bir yüzle:

“Eee… Ben de kızarmış pilav yiyebilirim, öyle değil mi??” deyip onlara bakar.

Berna gülmeye başlar. “Gel bakalım gel… Gel de yemeğini ye!”

Böyle deyip anaç bir tavırla Jin Ki’nin tabağını yaptığı yemeklerle doldurmaya başlar. Jin Ki gelip neşeyle masaya oturur; üç çocuğun muhabbetin tavanına vurdukları eğlenceli yemek yeme sahnelerini izleriz.

Sahne 4 (Berna’nın okulu) Ertesi gün… Berna dersten sonra kitaplarını toplamakla meşguldür ki, Min Hee yanıbaşında belirir:

“Berna!”

“Ah, selam çingu…” der Berna gülümseyerek. Sonra biraz da çekinerek ona bakar: “Nasılsın?”

Min Hee neşeyle gülümsemektedir. “Çok iyiyim!” Sonra, dostça Berna’nın kolunu tutar:

“Aslında biraz zamanın varsa, seninle bir kahve içelim… Hem konuşmak istediğim şeyler var…”

Berna biraz ürkekçe gülümser: “Ta-tabii! Hadi kahve içerken konuşalım…”

Biraz sonra iki kızı okulun kantininde bir masada oturmuş kahve içerken görürüz. Min Hee:

“Dün için özür dilerim,” diye söze başlar, “Sizi tamamiyle yanlış anlamışım… İşin içyüzünün böyle olduğunu bilmiyordum…”

“Nereden bilebilirdin ki?” diye gülümser Berna. Min Hee ciddi ciddi:

“Olsun, Jung Woo’ya daha çok güvenmeliydim,” diye başını sallar. “Ayrıca sana da… Sen en iyi arkadaşlarımdansın benim…”

Berna ne diyeceğini bilemez gibi bir an durur. Sonra gülümser: “Teşekkür ederim Min Hee… Böyle düşündüğünü bilmiyordum…”

Min Hee şirin şirin güler. Sonra, yüzüne mahzun bir ifade düşer.

“Ben çocukluğumdan beri Jung Woo’ya âşığım Berna, biliyor musun? Hayallerimde her zaman sadece o oldu. Başka hiçkimseyi gözüm görmedi. Hep onunla birlikte geçireceğim bir geleceğin hayalini kurdum…”

Sonra, yeniden sevimlice gülümser:

“Fakat neyse ki o da beni seviyor! Zaten bana söz verdi: Okulu bitirip iyi bir iş bulunca benimle birlikte olacağına dair söz verdi. Bana da sadece o güne kadar sabırla beklemek düşüyor…”

Böyle deyip yüzünde saf, içten bir gülümsemeyle Berna’ya bakar. Berna ne diyeceğini bilemez gibi kalmıştır. Fakat hemen sonra, o da gülümser:

“Çok sevindim Min Hee… Ben… ben aranızdaki ilişkinin bu kadar ciddi olduğunu bilmiyordum…”

Sonra yanlış anlaşılma korkusuyla çabuk çabuk ekler:

“Yani şeyy, sizin için mutlu oldum demek istiyorum! Cidden! Jung Woo’nun akıllı ve güvenilir bir insan olduğunu hep bilirdim zaten…”

“Evet, öyle değil mi?” diye güler Min Hee. Sonra birden heyecanla:

“Ah! Sana ev bulduğumuzdan bahsetti mi peki??” diye atılır. “Dün konuşurken ona bahsetmiştim.”

Berna’nın gözleri şaşkınlıkla irileşir:

“Ev mi? Ne evi?”

“Ah, demek söylemedi…” Min Hee şaşırmıştır, ama sonra yeniden gülümser: “Heralde müjdeyi benden duymanı istedi: Sana iki kızın kaldığı bir ev ayarladım Berna!”

Berna dut yemiş bülbül gibi kalır. Min Hee ise neşeyle konuşmaya devam etmektedir:

“Evin kirası şimdi verdiğin kiradan bile daha ucuz! Üstelik buraya çok daha yakın… Kızları ben de tanıyorum, çok sevimli kızlardır…”

Sonra Berna’nın kolunu dostça sıkar. Yüzünde acımaklı bir ifade vardır:

“Ah zavallı Berna… Bunca zamandır üç erkekle aynı evi paylaştığına inanamıyorum. Onlarla baş etmek çok zor olmalı…”

Berna ilk şoku atlatmıştır; burukça gülümser:

“Aslında… o kadar da kötü değildi… Hatta çok eğlenceli olduğu bile söylenebilir!”

Min Hee ona hayranlıkla bakar: “Ne kadar da iyisin!”

Berna “Abartma Min Hee, beni utandırıyorsun,” diye mırıldanır. Min Hee’yle göz göze gelince çarçabuk gülümser. Fakat başını önündeki kahve fincanına eğdiği zaman yüzünde yeniden düşünceli bir anlam belirmiştir.

Sahne 5 (Berna’nın okulu) Berna öğrenci işlerine girmiş, masadaki görevliye:

“Afedersiniz, beni buradan çağırdılar, harç taksitlerimde bir sorun varmış galiba…” diye açıklama yapmıştır. Bu sırada hemen yanında bir başka uzun boylu, kumral çocuk masaya eğilmiş bir form doldurmaktadır. Görevli adam Berna’ya: “Adınız?” diye sorup Berna: “Berna Yalçın” diye cevapladığında, yandaki çocuk merakla başını kaldırır. Berna’ya:

“Afedersiniz,” der Türkçe olarak, “Siz de Türk’sünüz galiba…”

Berna merakla ona doğru döner. Mert (Birkan Sokullu) tüm yakışıklılığı ile gülümsemektedir.

“Türkçe bir şeyler işitmeyeli uzun zaman olmuştu!” diye gülümser Berna. Sonra elini uzatır: “Ben Berna.”

“Memnun oldum, ben de Mert,” der Mert ve bu güzel kızın elini sıkar. Sonra: “Seul’de, hem de kendi okulumda memleketimden birini görmek doğrusu çok güzel,” diye gülümser. “Burda öğrencisiniz, değil mi?”

“Evet, exchange öğrencisiyim,” der Berna. Sonra merakla: “Ya siz?” diye sorar. Mert:

“Bense tam dört senedir bu okulun öğrencisiyim,” diye cevaplar. Berna’nın şaşkınlıkla baktığını görünce ekler: “Benim babam Seul Türk konsolosluğunda ataşedir. Yedi senedir Seul’de yaşıyoruz…”

“Ah, ne güzel…” der Berna yarı neşe, yarı şaşkınlıkla. Mert yine gülümser:

“Eee, burda yaşamaya alışabildiniz mi bari?”

“Başlarda epeyce zorlandığımı kabul etmeliyim,” diye güler Berna. “Ailemden ayrı ilk kez bu kadar uzun süre yalnız başıma kalıyorum… Ayrıca başta yemeklere alışamadım, ilk günlerde resmen aç kaldım!”

Böyle deyip gülmeye başlar. Sonra: “Ama neyse ki sonradan güzel yemeklerini de keşfettim…” diye ekler. Mert:

“Haklısınız, bazı yemekler bizim damak tadımıza göre biraz fazla baharatlı gelir,” diye ona hak vermiştir, “Ama mesela bibimbap bayağı iyidir. Bizdeki sebzeli pilav gibi bir yemek… Sonra, ızgaraları da çok lezzetlidir Koreli’lerin: Samgyupsal’ı bilir misiniz? Gerçi bu domuzdan yapılır; ama et ve tavukla yapılan ızgaralar da oldukça hoştur…”

Berna yüzünde keyifli bir gülümsemeyle genç adamı dinler.

Sahne 6 (Berna’nın bölümü – dış mekân) Jung Woo elinde bir kitap, Berna’nın bölüm binasının dışında bir bankta oturmuş onun çıkışını beklemektedir.

Birden, hemen yanında birisinin dikildiğini fark edip başını kitaptan kaldırır. Gelen Jin Ki’dir:

“Burada ne yapıyorsun?”

Jung Woo kitabını kapatır, sakin bir sesle: “Hiç… Berna’yı bekliyorum,” diye cevaplar.

Jin Ki’nin somurttuğunu görürüz. Geçip o da Jung Woo’nun yanına oturur.

“Neden bekliyorsun?” diye sorar. “Ona bir şey mi söyleyeceksin?”

“Evet, onunla konuşmam gereken bir şey var,” der Jung Woo yine, sakin sakin. Sonra yüzüne alaycı bir ifade gelir: “Asıl sen neden bekliyorsun?”

Jin Ki meydan okuyan bir tavırla gülümser. “O benim bileceğim iş…”

Jung Woo onun bu tavrına inanmaz gibi bakar. Sonra alaycı bir biçimde “hıh”lar:

“Hâlâ Berna’nın peşinde dolandığını söylemeyeceksin değil mi?? Onun senin bir hareketinle kucağına düşen o kalın kafalı kızlardan biri olmadığını hâlâ fark etmedin mi?!”

Bu defa Jin Ki yerinde doğrulur, Jung Woo’ya döner. Onun gözlerinin içine dik dik bakar:

“Bundan sana ne? Onun peşinde koşup koşmayacağımı sana mı soracağım?”

Sonra aldırmaz bir tavırla ekler:

“Hem ayrıca ben Berna’yı diğer kızlarla aynı kefeye koymuyorum. O benim için çok değerli…”

Jung Woo’nun suratı allak bullak olur. Kekeleyerek:

“N-nasıl yani??” diye bağırır. “Ne demek istiyorsun?? Yoksa…”

Sonra kafasını toplar, daha sakin bir sesle:

“Bana bak, aynı evin içindeyken onunla sevgili olamazsın!” diye konuşur. Bir yandan da işaret parmağını Jin Ki’nin göğsüne doğru uzatmıştır. Dişlerinin arasından: “Berna’yla sevgili olmanıza izin vermiyorum!” diye tıslar.

Bu defa Jin Ki de kızmıştır.

“Sen ne karışabilirsin ki? Bu Berna’yla benim aramda olan bir mesele…” Sonra gözlerini kısar, abartılı bir tavırla:

“Yoksa… yoksa sen Berna’ya âşık mısın?!” diye bağırır.

Yanlarından geçenler şaşkınlıkla dönüp bu iki çocuğa bakarlar. Jung Woo şaşırmıştır, kızarıp bozarır. Sonra öfkeyle:

“Ne münasebet!” diye bağırır, “O benim arkadaşım! Ben sadece onu senin gibi kadın avcılarından korumaya çalışıyorum!”

Jin Ki alaycı bir biçimde “hıh”lar, suratında küçümseyen bir gülümsemeyle:

“Merak etme, o kendini korumayı becerir,” der. “Senin tepene atlayıp ense traşı yaptığı günleri unuttun mu?”

(Doink!) Jung Woo’nun gözleri irileşir. Bir an durur, sonra o da:

“Diyene bak!” diye bağırır, “Asıl sen tokat yediğin günü hemen unutmuşa benziyorsun!”

(Doink!) Jin Ki’nin de gözleri iri iri açılır! Sonra Jung Woo’nun yakasına yapışır:

“Seni var ya…”

“Asıl ben seni…”

İki çocuk birbirinin yakasından tutmuş, yumruklarını sıkmış halde dövüşmeye hazır bir halde birbirlerini süzerken önlerinden:

“Jung Woo! Jin Ki! Siz böyle ne yapıyorsunuz??” diyen bir sesle irkilirler.

İkisi de aynı anda dönüp bakarlar. Berna, şok olmuş gözlerle onlara bakmaktadır!

“Utanmıyorsunuz değil mi böyle dövüşmeye??” diye paylar onları, “Kocaman çocuklarsınız! Neyi paylaşamıyorsunuz anlamıyorum ki!”

Jung Woo somurturken Jin Ki “hıh!” diye sırıtır, sonra kendi kendine: “inan bana bilmek istemezsin…” diye mırıldanır.

O sırada Berna’nın arkasında bir ses:

“Yakın arkadaşların galiba…” diye yorum yapar. Jung Woo ve Jin Ki dönüp bakınca, Berna’nın yanında dikilmekte olan Mert’i görürler. Berna ona döner:

“Evet, ikisi de çok yakın arkadaşlarımdır… Normalde böyle kavgacı çocuklar değillerdir ama… Neyse…” diye mırıldanır. Sonra Jung Woo ve Jin Ki’ye döner: “Çocuklar, bu arkadaşım Mert. Mert, bunlar da Jung Woo ve Jin Ki.”

İki kavgacı horoz somurtarak “memnun oldum…” diye mırıldanırlarken Mert:

“Ben de çok memnun oldum,” diye gülümseyip yeniden Berna’ya dönmüştür: “O halde bir gün seni bir gün Gyongbokgung Sarayı’na götüreceğim, sözüm söz! Ah, dur bir dakika, senin telefonunu alayım ben…”

Böyle deyip telefonunu çıkartır, Berna’nın numarasını kaydeder, sonra Berna’yı çaldırır. Jin Ki ve Jung Woo ise yüzlerinde: “bu da ne şimdii??” gibisinden ifadelerle onları izlemektedirler. Sonra Mert:

“Tamam o zaman, sonra görüşürüz…” deyip yanlarından ayrılır. Berna da yüzünde sevimli bir gülümsemeyle:

“Görüşürüz!” diye bağırır, sonra Türkçe olarak ekler: “Tanıştığımıza memnun oldum!”

Mert arkasını döner, o da Türkçe: “Ben de! Kendine iyi bak Berna!” diye bağırıp el sallar.

Jin Ki artık dayanamaz:

“Bu da kim böyle??” diye patlar. “Sen bu çocuğu nerden tanıyorsun Berna??”

“Okulda tanıştık, n’ooldu ki?” der Berna şaşırarak. Jung Woo asık bir yüzle:

“O da mı Türk?” deyince yüzünde yeniden bir gülümseme belirir: “Evet… Uzun zamandır ilk defa yüz yüze Türkçe konuşabileceğim birine rastladım… O kadar mutlu oldum ki anlatamam!”

Jin Ki bu kez alınmış bir şekilde:

“Aşkolsun… Bizim arkadaşlığımız sana yetmiyor mu?” deyince Berna gülmeye başlar. Onun saçını karıştırır.

“Olur mu öyle şey?? Sizin arkadaşlığınızı hiçbir şeye değişmem!” İki çocuğun yüzünde güller açarken ekler: “Ben sadece… hımm, nasıl anlatsam… biraz sıla hasreti çekiyordum galiba…”

Jin Ki heyecanla:

“Ooo, eğer öyle bir şey varsa bize söylemen yeterliydi! Seni Kore’deki en iyi Türk restoranlarına götürürüz!”

“Ya da Türk mahallelerine gideriz,” diye ekler Jung Woo. Berna iyice mutlu olmuştur. İkisinin ortasına geçer, ikisinin birden koluna girer:

“Çok teşekkür ederim! Şimdilik durumun o kadar vahim olduğunu zannetmiyorum, ama ileride lâzım olursa söylerim…” der. Sonra gülerek bir ona bir de diğerine bakar: “Eee, eve gelen var mı?”

Böylece üç çocuk neşeyle yürümeye başlarlar.

Sahne 7 (Ev) Akşam… Jung Woo odasında yine tek başına oturmaktadır. Ders çalışmaya çalışır, ama bir türlü başaramaz. Sıkıntıyla oflayarak masanın başından kalkar. Odasında bir sağa bir sola yürür. Sonra ani bir hareketle odadan çıkar. Koridoru geçip Berna’nın odasının kapısını çalar:

“Berna! Müsaitsen senle bir şey konuşabilir miyim?”

Berna odasında ders çalışmaktadır. Jung Woo’nun sesini duyunca elindeki kalemi bırakır, gidip kapıyı açar.

“Efendim Jung Woo? Ne oldu?”

“Şey…” Jung Woo sıkıntılıdır. Gözlerini kaçırarak: “Senle bir şey konuşmak istiyordum…”

“Tabii, gel içeri,” der Berna da. Jung Woo girer, Berna ona kendi yatağının üzerinde yer gösterir. Kendisi de onun karşısına, çalışma masasının sandalyesine oturur ve merakla Jung Woo’nun diyeceklerini beklemeye başlar.

Jung Woo derin bir nefes alır. Söze nasıl başlayacağını bilemez gibidir.

En sonunda:

“Bak Berna,” der, “Dün Min Hee’yle konuştuğumuz zaman bana bir şey söyledi. Ev arkadaşı arayan iki kız arkadaşından bahsetti bana.”

Berna usulca gülümser: “Biliyorum…”

“Biliyor musun?” Jung Woo şaşkınlıkla bakar ona. Berna:

“Evet, Min Hee’yle biz de konuştuk bugün,” der. Sonra bir an susar. (Tearliner – We Quit Us) Sonra Jung Woo’nun gözlerinin içine bakar:

“Ben… ben galiba kızlarla görüşüp onların evine geçeceğim Jung Woo…”

Jung Woo’nun birden gözleri irileşir. Şaşkınlıkla kekeleyerek:

“Ne?? Na…nasıl yani, hemen karar verdin mi?”

Berna burukça gülümser:

“Evet ya… Size yeterince sorun çıkardım şimdiye kadar… Bırakalım biraz da başkaları çeksin benim dertlerimi, öyle değil mi?”

Yapmacık bir kahkaha atar. Sonra: “Hem sen de bunu istemiyor muydun zaten?” diye ekler. “Odama benle bunu konuşmak için geldiğine göre kızların evine geçmemin daha doğru olduğunu düşünüyor olmalısın…”

Jung Woo bir an cevap veremez. Sonra yavaşça:

“Evet, öyle,” diye onu onaylar. “Yani, senin için daha rahat olur… Bizim gibi üç tane yaramaz oğlan çocuğuna daha fazla annelik yapmak zorunda kalmazsın böylece… Hem… hem yakalanmamak için her gün bıyık ve perukla evden çıkmak zorunda da kalmazsın!”

Berna gülerek onun sözünü keser:

“Bak bu son dediğin doğru! Ayrıca artık rahat rahat etek giyebilirim! Kız olduğum anlaşılmadan evden çıkabilmek için bol, salaş kıyafetlerle gezmekten ya da okulda üzerimi değiştirmek için yanımda koca bir çanta taşımaktan bıktım yahu!”

Jung Woo da güler. Sonra yüzündeki gülümseme kaybolurken:

“Evet,” diye mırıldanır… “Galiba hepimiz için en iyisi bu…”

İki çocuk bir an sessizce kalırlar. Sonra Jung Woo yerinden kalkar:

“Neyse… İşte ben de bunu konuşmak için gelmiştim… Meseleyi hallettiğimize göre ben artık gidebilirim.”

Böyle deyip kapıya doğru yürür, kapıyı açıp çıkar. Berna ise oturduğu yerde çivilenmiş gibi kalakalmıştır. Dalgınca:

“Doğru…” diye mırıldanır kendi kendine. “Hepimiz için en iyisi bu…”

Sahne 8 (Okul) Ertesi gün, Berna okul koridorunda yürürken arkadan birisinin kendisine seslendiğini duyar:

“Berna!”

Dönüp bakınca, Mert’in neşeyle el salladığını görür. Gülümseyerek onun yanına yaklaşmasını bekler.

“N’aber Mert?”

“İyidir, senden?”

“İyidir işte, ben de dersten çıktım, kütüphaneye gidiyordum…”

“Birlikte yürüyelim mi? Dışarıda hava çok güzel,” der Mert. Berna sevimlice başını sallar: “Olur tabii…”

Dışarıda yürürlerken Mert: “Ben de spor salonuna gidiyordum,” diye anlatır. “Yarım saat sonra antremanımız var…  Ben üniversitenin futbol takımındayım.”

“Gerçekten mi? Süpermiş,” der Berna. “Benim de bir arkadaşım okulun voleybol takımında. Üniversiteler arası şampiyonalarda bizim okulun çok iyi olduğunu duydum…”

“Eh, voleyboldaki kadar değilsek de futbol takımı olarak biz de fena değiliz,” diye güler Mert.

Aynı anda yürüdükleri yolun kenarındaki çimenler üzerine oturmuş, çay içmekte olan Min Hee ve Jung Woo’yu görürüz. Min Hee birdenbire sevinçle:

“Ah! Şu geçen Berna değil mi?” der, sonra bağırarak el sallamaya başlar: “Bernaaa! Berna gelsenize, biz burdayız!”

Berna merakla sesin geldiği yöne döndüğü zaman Min Hee ve Jung Woo’yu görüp bir an duraklar. Jung Woo da aynı anda Berna’nın Mert’le yürüdüğünü görmüş, şüpheyle kaşlarını çatmıştır: “Bu çocuk gene nerden çıktı?”

Berna Mert’e döner: “İleride arkadaşlarımı gördüm, onların yanına uğrayalım mı?”

Mert kaygısızca: “Sen nasıl istersen…” diye cevaplayınca iki çocuk Min Hee ve Jung Woo’nun yanına doğru ilerlerler.

“Selam Min Hee, Jung Woo,” der Berna onların yanına gelince, “N’apıyorsunuz böyle?”

“Güzel havanın tadını çıkarıyoruz,” der Min Hee sevimli bir gülümsemeyle. Sonra önündeki termosu işaret eder: “Ginseng çayı yapmıştım; Jung Woo Oppa’yı görünce onu da çay içmeden göndermedim.”

“İyi yapmışsın,” der Berna gülerek. Min Hee hemen:

“Siz de birer bardak içersiniz, öyle değil mi?” deyip yanındaki plastik bardaklara uzanmıştır. Berna ve Mert birbirlerine bakarlar, sonra “neden olmasın?” diye cevaplarlar.

Az sonra dört genç hep birlikte çay içip konuşmaktadır. Konuşan daha çok Mert’tir, genç adam neşeyle bir şeyler anlatıp durmakta, kızlarsa keyifle onu dinlemektedir. Jung Woo ise muhabbetin başından beri nerdeyse tek kelime etmemiştir, arada bir soğuk soğuk Mert’i süzmekte, çayından yudumlar alıp susmaktadır.

Sonunda Min Hee’nin ilgisini çeker bu durum:

“Oppaaa! Senin canını sıkan bir şey mi var? Neden hiç konuşmuyorsun?”

“Sınavlarının birinden yüz yerine doksan sekiz almıştır da, o yüzden surat asıyordur,” diye kıkırdar Berna. Jung Woo ona ters ters bakar.

O sırada Mert:

“Berna, bu arada hani Gyeongbok Sarayı’na gitmeyi düşünüyorduk ya… Bu Pazar ben müsaitim, ne dersin?” diyerek Berna’ya dönmüştür.

Berna henüz cevap veremeden Min Hee heyecanla:

“Ah, ne güzel! Biz de ne zamandır Gyeongbok’a gitmeyi düşünüyorduk, ama bir türlü fırsat bulamadık… Değil mi Oppa?” diye konuşur. Jung Woo şaşırarak: “Ne zaman düşündük?” deyince de çocuk gibi surat asar: “Aşkolsun Oppa! Seul’a geldiğimiz ilk sene bir türlü fırsat olup da gidememiştik ya hani… Sen de ileriki zamanlarda gideriz diye söz vermiştin…”

“Hiç hatırlamıyorum,” diye dudak büker Jung Woo. Berna, Min Hee’nin yüzünün asıldığını görünce:

“İsterseniz hep birlikte gidelim,” diye atılır, “Siz de görmediyseniz hep beraber gezmiş oluruz.”

Min Hee heyecanla el çırpar:

“Sahi mi! Bu süper olur! Double date gibi yani!”

(doink!) Berna ve Jung Woo aynı anda kıpkırmızı olurlar. Berna:

“Ah… Hayır yok canım, date falan değil, öylesine turistik bir gezi…” diye mırıldanır. Mert’se keyifle gülümsemektedir.

“O halde Pazar günü için anlaştık, değil mi?” der ve ayağa kalkar. “Şimdilik bana müsaade o zaman… Antremana yetişmem gerekiyor…”

Sonra Min Hee’ye dönüp neşeyle gülümser: “Tanıştığımıza çok memnun oldum. Çay için çok teşekkürler!”

“Bir şey değil,” der Min Hee ve Berna’yla ikisi, uzaklaşan Mert’e el sallarlar. Sonra Min Hee Berna’ya döner:

“Çok tatlı bir çocuk… Nerden tanıyorsun?”

“Tesadüfen tanıştık,” der Berna da. “Bizim elektrik elektronik mühendisliği bölümünde okuyormuş; son sınıf…”

“Yaaa,” der Min Hee etkilenmiş bir biçimde. Jung Woo’nun suratı iyice asılır.

Bu arada Berna da ayaklanmıştır:

“Ben sizi daha fazla rahatsız etmeyeyim arkadaşlar, çay için ben de teşekkür ederim,” deyip gitmeye davranır. Min Hee arkasından seslenir: “Berna! Ev için numarasını verdiğim arkadaşları aradın mı?”

Berna ve Jung Woo kısa bir an göz göze gelirler, sonra ikisi de bakışlarını kaçırırlar. Berna:

“Hayır, henüz aramadım… Ama bugün arayacağım…” der.

Sonra gülerek Min Hee’ye el sallar, arkasını dönüp yürümeye başlar. Yürüdüğü zaman yüzüne yine düşünceli bir anlam gelip yerleşmiştir…

Sahne 9 (Ev) Jin Ki ve Sun Yong’un ev halini görürüz. Sun Yong televizyonun karşısındaki kanepeye boylu boyunca uzanmış, bir yandan abur cubur yemekte, diğer yandan boş bakışlarla ekranı izlemektedir. Jin Ki saçını tepeden bir lastikle tutturmuş, salondaki masanın üzerinde repliklerini çalışmaktadır.

Berna dışarı çıkmak için uygun bir biçimde giyinmiş halde odasından çıkar. Koridordan geçip kapıdan çıkmadan önce salondaki ev arkadaşlarına seslenir:

“Millet, ben markete gidiyorum. İstediğiniz bir şey var mı?”

“Berna, biraz cips alır mısın?” der Sun Yong elindeki boş paketi sallayarak. Jin Ki ise:

“Ben de bira istiyorum,” der. “Benimkileri gene Sun Yong içmiş.”

“Hiç de bile, sen kendin içiyor, sonra da hatırlamıyorsun!” diye atılır Sun Yong. Jin Ki: “Manyak mısın, bu nasıl mümkün olabilir?” diye itiraz edince: “Kabul et Hyung, alkole hiç dayanıklı değilsin. Üçüncüden sonrasını hatırlamıyorsun ki!” diye cevabı yapıştırır. Berna gülerek “bunlar adam olmaz” gibisinden başını sallar ve çıkmak üzere kapıyı açar.

Birdenbire, karşı kapıda Chang Ui ile göz göze gelir!

(Golden Pops – Family) Berna derhal gerisin geri içeri kaçıp kapıyı çarpar gibi kapatır! Kafasında alarm zilleri çalmaya başlamıştır bile!

“Eyvah! Allah kahretsin! Perukla bıyığı unuttum!!! Ne yapacağım, ah, ne yapacağım??”

Sonra bir an yüzüne bir rahatlama gelir: “Belki de görmemiştir… Tabii ya…”

Fakat aynı anda kapının zili ısrarla çalmaya başlar. Berna panikle mercekten bakar. Chang Ui sanki görebilecekmiş gibi mercekten içeri bakmaktadır!

O sırada Jin Ki ve Sun Yong da koşup Berna’nın yanına gelirler. Berna ağlar gibi onların boynuna atlar, arkalarına saklanır:

“Hiiii! Kurtarın beniii! Gördü beni, gördü!”

“Sakin ol, kim gördü??” der Jin Ki hemen. Berna yüzünde büyük bir bozgun ifadesi ve panikle: “Chang Ui!” diye bağırır. Jin Ki:

“Emin misin, belki de görmemiştir,” deyince Berna umutsuzca başını iki yana sallar: “Hayır, kesinlikle eminim… Göz göze geldik…”

Bu arada zil ısrarla çalmaya devam etmektedir. Jin Ki yüzünü buruşturur:

“Yapacak bir şey yok,” diye umutsuzca başını iki yana sallar, “Kapıyı açıp onunla yüzleşmek zorundayız.”

“Hyung-nim, belki kapıyı açmazsak bıkıp gider, ha?” der Sun Yong yüzünde küçük bir ümitle. Jin Ki alaycı alaycı sırıtır: “Chang Ui’den bahsediyoruz burda! Sence öyle bir olasılık var mı?”

Sun Yong içini çeker: “Haklısın… Gerekirse sabaha kadar kapımızın önünde kamp kurar, gene de biz kapıyı açmadan vazgeçmez…”

Jin Ki “aynen…” diye mırıldanır ve içini çekip “ne olursa olsun…” diye mırıldanarak kapıyı açar. Berna ve Sun Yong onun arkasına sinmişlerdir. Yüzlerinde büyük bir korku vardır.

Kapıda Chang Ui’nin suratında sinir bozucu bir somurtma, parmağını zile dayamış, onların açmasını beklediğini görürüz. Kapı açılınca üç çocuğu tip tip süzer. Burnunun üzerindeki gözlüğü düzeltir. Sonra birden:

“Biliyordum!” diye bağırır! “Bunun böyle olduğunu biliyordum!”

Üç çocuğun üçünün de yüzü karmakarışık olur. Berna: “Bu iş buraya kadarmış…” diye mırıldanır, Sun Yong: “Elveda Berna… Elveda evimiz…” diye dudaklarını sarkıtır, Jin Ki uyuz bir biçimde dudaklarını büker.

“Bernardina’yı eve atmaya çalıştığını biliyordum!”

(Doink!)

Üç çocuk “hö??” diye kalırlar. Chang Ui yine tip tip Jin Ki’yi süzmektedir. Sonra Jin Ki’de birden jeton düşer. Berna’ya sarılır.

“Evet, Berna… eee yani Bernardina benim kız arkadaşım!” der. “Hem sana ne bundan?”

“Sanane mi?? Ev sahibemiz bize eve kız getirmeyi kesinlikle yasakladı, bunu bilmiyor musun sanki??” diye bağırır Chang Ui. “Böyle bir şeye izin veremem! Hele bunu zavallı güzeller güzeli Bernardina’ya yapmana asla müsaade edemem!”

Sun Yong “Güzeller güzeli Bernardina mı??” diye gözlerini kırpıştırırken Chang Ui çoktan Berna’ya dönmüştür.

“Bak sevgili Bernardina,” diye söze başlar, “Bu Jin Ki denen herif çapkının önde gidenidir. Seni de listesindeki kızların arasına eklemekten başka bir derdi yok! Lütfen bu oyunlara kanma…”

Berna kekeleyerek:

“Ah… Eh… Şey, been…” diye konuşmaya çabalar. Chang Ui ise onu dinlemez bile, konuşmaya devam etmektedir:

“Bak Bernardina. Biliyorum, sen buralara benzemez yerlerden geldin… Ve bizim gibi Doğulu erkekler senin çok ilgini çekiyor, sana egzotik geliyor olmalı… Evet biliyoruz, biz Uzak Doğulular çok yakışıklıyız… Ve bir Avrupalı kızın isteyeceği her şey vardır bizde… O yüzden çekimimize kapılman çok normal…”

Chang Ui konuştukça Berna’nın kaşı gözü seğirmeye başlamıştır. Sun Yong kendi kendine korkuyla: “Eyvaaah… Bir “Avrupalı” vakası daha geliyor,” deyip Chang Ui’nin kolundan çekiştirmeye başlar: “Hyung-nim! Chang Ui Hyung-nim!” Ama Chang Ui kendini kaptırmıştır bir kere:

“Ama lütfen şunu düşün: Bir kızın en değerli varlığı, iffetidir. Jin Ki’nin yatağından geçmek sana hiçbir şey kazandırmaz, sadece kaybettirir… Onun güzel yüzüne kanma sevgili Bernardina… Güzellik hiçbir zaman namusun yerini tuta-“

“ÇOTANKKKK!”

Berna’nın yumruğu Chang Ui’nin suratında patlar. Chang Ui’nin gözlüğü bir tarafa, kendisi bir tarafa uçar! Berna kızgın bir boğa gibi solumaktadır.Öfkeyle:

“Sen kimin namusuna laf ediyorsun ulaannnn!” diye bağırır. “Benim namusumu korumak sana mı kaldı?? Kimin evine istersem gelirim, sana mı sorcam! Aghlaspvjüğdşajsdj!”

(Son kısımlar Türkçe küfür olduğu için bizimkilerin kulağına böyle geliyor :D) Ve öfkesini kusan Berna hınçla koşturarak merdivenlerden iner, apartmandan çıkar.

Jin Ki hemen “Bernardina!” diye onun peşinden koşar. Chang Ui üzerinden buldozer geçmiş gibi yerde iki seksen kalakalmıştır. “O neydi ya… Ben kimim?? Nerdeyim??” diye sayıklamaya başlar. Sun Yong onun başına gelir, yüzüne eğilir ve sırıtır:

“Ben seni uyarmaya çalışmıştım Hyung… Akdenizli kızlara böyle şeyler demeye gelmiyor… Öfkelerinden Tanrı bizi korusun!!!”

Sonra üşümüş de ürpermiş gibi “bırrr!” deyip titrer!

Sahne 10 (Dış mekân) Bu sırada Berna dışarı çıkmış, sokakta koşturmaya başlamıştır. Jin Ki onun peşinden soluk soluğa çıkar; sağına soluna bakıp Berna’yı ileride koşarken görünce o yöne seğirtir. Berna’nın sokaklarda koşmaya devam ettiğini, nihayet bir çocuk parkının kenarına gelince soluk soluğa durduğunu görürüz. Salıncaklardan birinin demirine tutunup derin derin soluklanır.

Az sonra Jin Ki de aynı yerden koşarak geçer. Sonra birden Berna’yı parktaki salıncaklardan birinde görüp, yüzünde bir rahatlama ifadesiyle yavaşlar. Yavaşça yürüyerek onun yanına gider.

(tearliner- http://www.youtube.com/watch?v=0qMd16-5lqA&feature=related)

Berna salıncaklardan birine oturmuş, üzgün üzgün düşünmektedir. Jin Ki sakince gelir, onun başında dikilir. Berna üzüntüyle yüzünü kaldırır, onun yüzüne bakar.

“Aptal bir herifin bir lafı için kendini üzmeyeceksin, öyle değil mi?” der Jin Ki. Yüzü ciddidir. Berna:

“Onun laflarını taktığım falan yok,” der sıkıntılı bir tavırla. Jin Ki:

“O halde neden böyle kaçar gibi koştun?” deyip onun yanındaki salıncağa oturur. Berna ayağıyla kendini hafif hafif sallamaktadır. Omuz silker:

“Sorun sadece bu değil ki… Sorun…” deyip duraklar. Jin Ki merakla onun sözünü tamamlamasını beklemektedir. Sonra Berna derin bir nefes alır, sıkıntıyla:

“Ben başka bir ev buldum Jin Ki,” der yavaşça… “Oraya geçiyorum…”

Jin Ki’nin yüzüne büyük bir hayalkırıklığı gelip yerleşir.

“Ama neden??” diye haykırır. “Berna bizden bıktın mı yoksa?? Sana yeterince iyi davranmıyor muyuz?” Sonra bir an duraklar, korkuyla: “Ben miyim, yoksa asıl sorun ben miyim? Bilmeden bir hata mı yaptım, seni kırdım mı yine?”

“Hayır hayır, saçmalama, yok öyle bir şey!”

“Eee, o zaman sorun ne??” diye haykırır Jin Ki de. Yüzü acıyla çarpılmıştır.

“Sorun şu ki, ben sizi her gün, her an tehlikeye atıyorum!”

Berna’nın bu aniden gelen lafına çok şaşırır Jin Ki.

“Ama bu çok… çok saçma!” diye itiraz etmeye çabalar. Berna yorgunca gülümser:

 “Öyle olduğunu sen de biliyorsun… Benim yüzümden her an yakalanma ve evden atılma tehlikesi içindesiniz! Bir anlık dalgınlığım nelere mal oluyor…”

“Ama gördün işte! Chang Ui seni Bernardina zannetti!” diye itiraz eder Jin Ki, ama Berna:

“Bugünlük kurtarmış olabiliriz, ama yarın evsahibesinin baskın yapmayacağı ne malum?” diye haykırır. “Ya da başka birinin gidip ona yetiştirmeyeceği, ya da… bilmiyorum işte! Sonuçta ben bu evde kaldıkça sizin başınıza beladan başka bir şey getirmiyorum!”

Jin Ki ne diyeceğini bilemeden kalmıştır. Sonra Berna:

“Yeni bir ev buldum,” der yavaşça. “En kısa zamanda toparlanıp oraya taşınacağım… Sizi de artık rahat bırakacağım…”

Jin Ki derin bir nefes verir, salıncağın iki yanındaki iplere sıkıca tutunup başını sıkıntıyla geriye doğru atar. Sonra birden, aklına bir fikir düşer. Heyecanla başını kaldırır:

“Küçük Prens’in gülü ne diyordu Berna, hatırlasana: Kelebeklerinin olmasını istiyorsan, tırtıllara katlanmak zorundasın!”

Sonra heyecanla ayağa kalkar, gelip Berna’nın olduğu salıncağın dibinde diz çöker. Umutla ve korkuyla onun yüzüne bakar:

“Sen bizim kelebeğimizsin Berna,” der duygu dolu bir sesle. “Senin bizim için değerin öyle büyük ki, bu uğurda katlanılması gereken birkaç tırtılın hiçbir önemi yok… Biz senin bizle kalman için yakalanma riskini almaya razıyız! İstersek hep birlikte evden atılalım, gerekirse başka bir yer buluruz! Lütfen sırf bu sebepten dolayı evden ayrılma…”

Berna’nın dudakları titremektedir. Yüzünde duygu dolu bir ifadeyle Jin Ki’ye bakar, gözleri nemlenmiştir. Sonra usulca gülümser:

“Teşekkür ederim,” der fısıltı gibi çıkan bir sesle. “Bunları duymak benim için her şeyden önemliydi…”

“O halde kalıyorsun!” der Jin Ki yüzünde zafer pırıltılarıyla. Berna dudaklarını ısırır:

“O kadar basit değil… Sen böyle düşünüyor olabilirsin, ama Sun Yong ve Jung Woo belki başka türlü düşünüyorlardır…”

“Haha! Çok saçma! Eminim onlar da benimle aynı şeyi söyleyecek!”

“Hayır işte!” der Berna. “Jung Woo gitmemin hepimiz için daha doğru olacağını söyledi!”

Jin Ki şaşkınlık içinde duraklar. Sonra:

“Ciddi olamazsın!” der. “Tamam; bencil, kendini düşünen, prensiplerinden ödün vermeyen, hatta gıcık bir herif olabilir, ama Jung Woo bile senin evden gitmeni istiyor olamaz! Yooo, yanlışın var Berna!”

Berna içini çeker: “Bana kendi söyledi Çingu…”

Sonra yorgunca gülümser. Jin Ki’ye sevgiyle bakar.

“Sen boşver bunları… Sonuçta ben nereye gidersem gideyim, her zaman sizin arkadaşınız olarak kalacağım…”

Jin Ki bunun üzerine başka bir şey diyemez. İki çocuk sessizlik içinde öylece kalırlar…

Sahne 11 (Gyeongbok Sarayı) (Prologue) Yine cıvıl cıvıl, güzel bir bahar günü. Kamera yollardaki, sokaklardaki, Seul’ün turistik yerlerindeki insan manzaralarını gösterir.

Sonra Berna, Mert, Jung Woo ve Min Hee’den oluşan dörtlüyü görürüz. Berna ve Min Hee şapkalarını takmış, ellerine birer turist broşürü almış, Gyeongbok sarayını gezmeye gelen kalabalığın arasına karışmışlardır. Mert de son derece şık, spor giyinmiş olarak onlara gülümseyerek eşlik etmektedir. Jung Woo’yu ise yine gömlek-kumaş pantolon ikilisi içinde görürüz. Söylemeye gerek var mı, somurtmaya devam etmektedir!

Birden kamera saray binalarının birinin duvarı arkasına saklanıp dört genci izleyen iki çocuğa döner: Dedektifçilik yapan bu iki çocuk Sun Yong ve Jin Ki’den başkası değildir!

Sun Yong mızmızlanmaktadır:

“Jin Ki Hyung-nim, bizim burda ne işimiz var?? Berna ve Jung Woo sevgilileriyle double date’e çıktılar, biz niye onların peşinden geziyoruz ki??”

“Çünkü bizim salak Jung Woo Berna’yı şu Mert denen heriften koruyamaz da, o yüzden!” der Jin Ki. Dudaklarını yine uyuz bir biçimde bükmüştür: “Bu çocuğu hiç gözüm tutmadı… Durup dururken Berna’ya musallat oldu herif!” Sonra Sun Yong’a döner: “Söylesene Sun Yong, bu hoş bir şey mi?? Yani ne idüğü belirsiz elin herifi gelip bizim ev arkadaşımıza sarkıyor!”

“Elin herifi mi? Hyung-nim, adam Türk! Berna da Türk… Bu durumda elin herifi biz olmuyor muyuz sence??”

“Hiç de bile!” diye haykırır Jin Ki. “Biz Berna’yı daha uzun süredir tanıyoruz! Hayır efendim, hangi milletten olduğumuzun bir önemi yok, elin herifi, o züppe Mert işte!”

Sonra yine uyuz olmuş gibi dudak büker:

“Zaten tipsiz herifin teki! Berna’nın onunla ne işi var hiç anlamıyorum…”

“Tipsiz mi? Hyung-nim, yani göz var izan var, yapma rica edeceğim…” der Sun Yong cık cıklayarak. O sırada bizim dörtlünün yanından geçen bir grup kızın durup birbirlerine heyecanla Mert’i işaret ettiğini görürüz. Sun Yong “ben demiştim” gibisinden sırıtır; Jin Ki ise surat asar: “Orda ben olsaydım, Mert havasını alırdı!”

Bu arada bizim dörtlü sarayın geniş bahçesinde ilerlemeye başlamıştır bile. Sun Yong ve Jin Ki onları kaçırmamak için koştururlar.

“İyi ki geldik, öyle değil mi oppa?” diye Jung Woo’nun kolunu tutup neşeyle konuşmaktadır Min Hee. Berna bağırarak:

“Vaooov, şu tavan süslemelerine bakın!” diye sarayın tavanlarını işaret eder, “Bütün bunlar da taa 14. Yüzyıldan mı kalmış Jung Woo?”

Jung Woo cevap vermek için ağzını açmıştır ki Mert:

“Hayır hayır, saray 1592 yılında Japon istilası sırasında tamamen yanmıştır,” diye açıklama yapar. “Bütün bu gördükleriniz 1867 yılında saray yeniden inşa edildikten sonra yapılanlardır…”

Jung Woo ona ters ters bakar: “Koreli olan sen misin, yoksa ben miyim??”

Bu arada Mert onu duymamış, anlatmaya devam etmektedir:

“Bu geniş avluyu görüyor musunuz? Burada yüksek rütbeli devlet memurları mevkiilerine göre sıralanır, kralın geçişini beklerlerdi. Şu kapının adı Geunjeongmun dır. Gördüğünüz gibi üçe bölünmüştür ve ortadaki geçiş kapısından sadece kral geçme hakkına sahiptir…”

Kızlar hayranlıkla sarayın onlarca metre yükseklikteki tavanını, duvar işlemelerini, her taraftaki ejderha ve diğer hayvan heykellerini izlemeye başlarlar. Dört bir yanları dünyanın her yerinden gelen turistlerle çevrilidir. Bir ara, bir Japon grubunun yanından geçerken Berna aniden şaşkınca duraklar:

“Oh! Az önce yanımdan geçen grupta Sun Yong yok muydu??!”

Sonra durur, kendi kendine güler:

“Saçmalama kızım Berna! Artık Uzak Doğulu’ları birbirinden ayırmaya başladığını düşünüp sevinmiştin, ama baksana, hiç ilerleme kaydedememişsin: Her gördüğün adamı kendi ev arkadaşına benzetiyorsun!”

Berna kendi saflığına gülerek yürümeye devam ederken Sun Yong son anda Japon turistlerin arasına karışıp görülmekten kurtulduğu için için derin bir oh çeker!

Sahne 12 (Roof bar) (Clazziquai – Wizard of OZ) Dört gencin sarayı gezmeyi bitirdikten sonra şehirde gezmeye devam ettiğini izleriz. Salaş bir restoranda yemek yer, şehrin sokaklarında dolaşır, bir alışveriş merkezindeki mağazalara bakarlar. Sun Yong ve Jin Ki de sürekli dördünün peşlerindedir! Zaman zaman içlerinden biri tarafından görülmekten son anda kurtulurlar. (Ki bunun üzerine bayağı geyik sahneler döner burda, onları da sizin hayal gücünüze bırakıyorum :D)

Nihayet Mert, Berna, Jung Woo ve Min Hee, yüksek bir alışveriş merkezinin en üst katına çıkmışlardır. Mert:

“Şimdi sizi götüreceğim mekân oldukça hoş bir yerdir,” diye anlatmaktadır. “Arada bir arkadaşlarla bir şeyler içip jazz dinlemek için buraya geliriz. Temiz, nezih bir yerdir…”

“Senin gibi conconlar için iyidir tabii…” diye mırıldanır Jung Woo. Berna onu duyup kaşlarını çatarak hemen ona bir dirsek atar! Jung Woo “hınk!” diye karnını tutarak iki büklüm olur.

Dört genç içeri girerler. Garsonlar tarafından iltifatlarla karşılanarak sahneyi tam da karşıdan gören bir masaya oturtulurlar.

Bu sırada yine Jin Ki ve Sun Yong’u görürüz. Berna ve diğerlerinin girdiği mekânı uzaktan uzağa süzerler. Jin Ki gözlerini kısıp:

“Bu hiç hoşuma gitmedi…” diye mırıldanır. “Adamın seçtiği mekâna bak! Kıza içirip içirip sarhoş edecek, bir yandan da duygusal müziklerle kanına girecek!”

“Hyung-nim, sence de biraz fazla abartmıyor muyuz?” der Sun Yong yine. “Berna kocaman kız, kendini korumayı başarabilir.”

“Olsun… İşi şansa bırakamayız,” der Jin Ki ve Sun Yong’u çekiştirir: “Gel benimle!”

Bu arada içeridekilerin bir masada oturmuş, yüzlerinde keyifli bir ifadeyle (Jung Woo hariç tabii…) slow müzikler çalan bir piyanisti dinlediklerini görürüz. Berna neşeyle sağ yanında oturan Mert’in kulağına eğilir:

“Burası gerçekten çok güzel bir yermiş Mert! Bizi getirdiğin için teşekkür ederim…”

“Rica ederim. Yine gelelim, ben bugün çok eğlendim,” der Mert de, müziğin sesini bastırmak için onun kulağına eğilerek. Jung Woo ikisini ters ters süzer. Bu arada Min Hee de ona bakmaktadır.

“Ne iyi ettik de bugün Mert ve Berna’yla çıktık, değil mi oppa?” der gülümseyerek. Jung Woo bakışlarını Mert ve Berna’nın üzerinden ayırır, Min Hee’ye çevirir. Kendini gülümsemeye zorlar:

“Evet, iyi oldu,” der. “Ne zamandır dışarı çıkmıyorduk…”

Fakat sonra, eklemeden edemez:

“Yalnız şu ukala herife gıcık oldum… Beyefendi her şeyi biliyor sanki!”

“Anlaşılan gezmeye ilgisi var,” der Min Hee, “Bence akıllı ve bilgili bir çocuk.”

Jung Woo ona hayalet görmüş gibi bakar:

“Ciddi olamazsın!”

“Yoo, gayet ciddiyim,” der Min Hee de. Sonra yüzüne geniş bir gülümseme yerleşir: “Ne oldu? Yoksa onu övdüm diye kıskandın mı?”

Jung Woo kekeleyerek:

“Ne?! Ben mi? Yok artık!” diye bağırır. Mert ve Berna merakla onlara bakınca utanarak boğazını temizler. Min Hee ise epeyce eğlenmiştir, şirin şirin güler.

Bu sırada müzikler slow’a dönmüş, ortam loşlaşmış, insanlar dans etmek için ayağa kalkmaya başlamıştır. Min Hee yüzünde hevesli bir ifadeyle:

“Oppa? Biz de dans edelim mi?” diye sorar.

Jung Woo gönülsüzdür, ama sonra Min Hee’nin yüzündeki hevesi görünce onu kıramaz. Elinden tutup kız arkadaşını dansa kaldırır.

Berna ve Mert ise içkilerini yudumlayıp onları izlemektedirler. Mert yüzünde hoş bir gülümsemeyle:

“Çok tatlı arkadaşların varmış Berna,” der ona. “Özellikle Min Hee çok sevimli bir kız.”

“Öyledir,” der Berna da. “Aslında Jung Woo da iyidir ama… Nedense bugün havasında değildi galiba…”

“Bence Jung Woo benden pek hoşlanmadı,” der Mert de. Berna hemen: “Onu da nerden çıkardın?” deyince: “Öyle, öyle,” diye ısrar eder. Sonra gülümseyerek:

“Önemli değil… Ben siz bayanlara kendimi sevdirebildiysem, benim için kâfi…”

Berna şirince gülümser. Bu sevimli çocuğa kanı kaynamıştır.

O sırada Mert:

“Biz de dans edelim mi?” diye sorar. Berna piste bakar. Min Hee ve Jung Woo hâlâ el ele dans etmektedirler.

“Neden olmasın?” diye yanıtlar ve Mert’in elinden tutarak piste doğru ilerler.

Min Hee onları görünce neşeyle gülümseyip el sallamaya başlamıştır. Ama Jung Woo’nun hiç hoşuna gitmemiştir bu durum. Birden keyfi kaçar. Sonra Min Hee’nin kulağına eğilir:

“Min Hee-ya! Ben biraz yoruldum; artık otursak olur mu?”

“Olur tabii,” diye onu yanıtlar Min Hee. İki çocuk yerlerine dönerler.

Berna ve Mert ise bir yandan dans etmekte, bir yandan da konuşmaya devam etmektedirler. Mert:

“Burada üniversiteyi bitirdikten sonra belki Türkiye’ye döner, orada master yaparım,” diye gelecek planlarını anlatmaktadır. “Uzun yıllardır Türkiye’den ayrıyım… İş bulmak veya yüksek lisans için geri dönmek güzel olurdu…”

“Neden olmasın? Eminim ki rahatlıkla iş bulursun,” der Berna da. Mert ona bakar:

“Ya sen? Galiba sen de bir-iki aya kadar Türkiye’ye dönüyorsun…”

Berna birden durgunlaşır. Sonra hafifçe gülümser:

“Evet, öyle… Sadece bir dönemliğine geldim ben… Yaz döneminde Türkiye’ye dönmeliyim ki burda alamadığım iki dersi daha alıp mezun olabileyim…”

“O zaman senin de burda çok vaktin kalmamış… Yaza şurada ne kaldı?” der Mert. Berna “Hıhı…” diye onaylar. Sonra da gözle görülür biçimde durgunlaşır.

Masada ise Min Hee’nin sıkılmaya başladığını görürüz. Jung Woo hiçbir şey söylemeden, dalgın bakışlarla pisttekileri izlemektedir.

En sonunda Min Hee:

“Oppa… Ben lavaboya gidiyorum…” deyip masadan kalkar. Jung Woo onu duymamıştır bile. Az önce neşeyle dans ederlerken şimdi derin bir sessizliğe bürünmüş olan Berna ve Mert’i merakla izlemekte, yüzlerinden bu durumun sebebine dair bir şeyler çıkarmaya çalışmaktadır.

Birden, dans edenlerin arasından geçmekte olan gözlüklü, salak tipli bir garson:

“Afedersiniz efendim!” diye kendine yol açmaya çalışırken elindeki tepsiyi pat diye Mert’in üzerine boca eder! Mert tepeden tırnağa içkiye bulanmıştır.

Garson kekeleyerek: “A-afedersiniz efendim! Hemen temizliyorum…” diye cebinden bir mendil çıkarır, ama temizlemek yerine çocuğun üstünü başını daha da berbat eder. Mert dayanamaz:

“Siz bırakın lütfen! Ben hallederim,” deyip garsonun elinden mendili alır, kendisi yapmaya başlar. O sırada olanları şaşkınlıkla izlemekte olan Berna’nın birden gözleri irileşir:

“Jin Ki!”

Garson birdenbire elindeki tepsiyi alıp koşa koşa uzaklaşır! Berna arkasından hayret içinde bakakalır:

“Bugün aklımı kaybediyorum! Her baktığım yerde ev arkadaşlarımı görmeye başladım!”

Sonra dudak büker: “Ama o garson hakikaten Jin Ki’ye çok benziyordu…” Ama hemen sonra garsonun inek yalamış gibi olan saçlarını, kalın gözlüklerini ve peltek konuşmasını düşünüp kendi kendine güler: “Jin Ki gerçekte böyle olsaydı, heralde intihar ederdi!”

(Aynı anda restoranın mutfağına kaçmış, kıs kıs gülmekte olan Jin Ki’yi görürüz. Nasıl etmişse etmiş, garson kılığına girmeyi başarmıştır. Az önceki garson, gerçekten de kendisidir!)

Bu arada Mert üzerindeki içki lekelerini mendille silmenin yolu olmadığını anlamış, üzüntü içinde Berna’ya dönmüştür:

“Berna! Kusura bakmazsan ben lavaboya gideyim… Bunu böyle temizlemek mümkün değil…”

“Elbette Mert, sen işine bak,” der Berna, sonra da ekler: “Geçmiş olsun bu arada…”

“Ne yaparsın, görünmez kaza işte,” diye gülümser Mert ve lavabonun yolunu tutar.

Berna da çaresiz, masaya döner. Masada sadece Jung Woo vardır.

“Hayrola? Sevgili arkadaşının üzerine içki mi döktüler?” der Jung Woo sırıtarak. Berna ona ters ters bakar:

“Senin bugün neyin var Allahaşkına?? Nedir bu terslikler, bu havalar??”

“Hiiiç, neyim olacak,” diye dudak büker Jung Woo. “Sadece, o Mert denen çocuktan hoşlanmadım, hepsi bu.”

Berna sabırlı olmaya çalışarak derin bir nefes alır:

“Bazen sana inanamıyorum Jung Woo! Çocuğun nesi var; gül gibi çocuk…”

“Siz kızlar için öyledir tabii; nerde ukala adam var, hepsine bayılırsınız…” der Jung Woo bilgiçlikle. Berna:

“Öfff, hiç senle uğraşamam…” deyip elindeki içkiyi karıştırmaya başlar.

Jung Woo onu kırdığını anlamıştır. Bir süre kaşları çatık, sıkıntılı bir ifadeyle susar. Sonra birden:

“Özür dilerim,” deyiverir. “Kötü bir niyetim yoktu… Sadece… sadece Mert’ten hoşlanmadım, hepsi bu.”

Berna ilk defa gülümser: “Eh… Dürüst davrandın, e bu da bir şeydir…”

O sırada müzik bir anlığına kesilir. Sonra piyano, yepyeni bir şarkıya başlar: She Could Be You çalmaktadır.

Jung Woo Berna’ya bakar, Berna ona bakar. Jung Woo:

“Dans edelim mi?” diye sorar.

Berna sevimlice gülümser, başını sallar. Jung Woo elini uzatır. Onun narin elini tutar, iki genç piste doğru ilerlerler.

Biraz sonra, bir eli Jung Woo’nun elinde, diğeri onun omzuna yaslanmış haldeyken düşünmektedir Berna. Seul’da çok az vaktinin kaldığı düşüncesi bıçak gibi saplanmıştır aklına. Jung Woo da sessizdir.

Birden başını kaldırır Berna, Jung Woo’ya bakar. O da kendisine çevirir bakışlarını. Berna hüzünle:

“Biliyor musun, burada iki aydan daha az vaktim kaldı…” der. “Haziran bitmeden Türkiye’ye dönmek zorundayım…”

Jung Woo ağzını açar, ama bir şey diyemez. Sonra:

“Düşünüyorum da Berna,” diye söze başlar. Berna merakla başını kaldırır, ne diyecek diye ona bakar. Jung Woo’nun yüzüne hafif bir sıkıntı düşmüştür. Nasıl söyleyeceğini bilemez gibidir. Sonra birden, “Amaaan, ne olursa olsun!” gibi boşvermiş bir ifade gelir yüzüne. Bir çırpıda:

“Acaba evden ayrılmasan mı?” deyiverir.

Berna sevinç ve şaşkınlık içinde durur, onun yüzüne bakar. Jung Woo bu bakışı yanlış anlar, hemen:

“Yani… Yani istersen tabii!” diye ekler. “Sen bilirsin yani… Ama bence… Yani, benim fikrimi soracak olursan… yani, şeyy… düşünsene, iki aydan az bir zaman kaldı, şimdi tekrar taşınmakla uğraş, eşya taşı falan, zor işler bunlar…”

Berna hâlâ hiçbir şey demeden durup onun yüzüne bakmaktadır. Jung Woo artık gerilmeye başlamıştır, tam: “neyse boşver, unut gitsin,” diyeceği sırada Berna:

“Çok isterim!” der hıçkırır gibi. Sonra yutkunur, daha alçak bir ses tonuyla: “Çok isterim…” diye tekrarlar.

Jung Woo’nun yüzüne muhteşem bir gülümseme gelip oturur. Sevinçle Berna’ya bakar:

“Gerçekten mi?? Yani cidden gitmiyor musun?”

Berna şirin şirin gülümseyerek:

“Yani şimdi, eşya taşımak, yeniden yerleşmek falan… Üfff, bir sürü iş!” der şakacı bir sesle. Jung Woo ufak bir kahkaha atar. Berna da gülmektedir. Sonra, yüzünde derin bir sevgi ve rahatlama ifadesiyle, başını Jung Woo’nun göğsüne yaslar. Jung Woo da yüzünü, onun saçlarına gömer. İki genç, yüzlerinde mutlu bir tebessümle dans etmeye devam ederler…

Görüntü, masasına dönmüş, geçip oturmak üzereyken onların bu halini gören Min Hee’nin şok içindeki yüz ifadesinde donup kalır.

Advertisements

About hikaruivy

a big fan of shoujo animes/jdramas/kdramas loves to eat, write, read and watch!
This entry was posted in Uncategorized and tagged , , , . Bookmark the permalink.

46 Responses to 6. Bölüm

  1. Ser_min says:

    YAaaaaa sen beni kalpten götüreceksin.
    Çok çok tatlı bir bölüm olmuş. Özellikle Chang Ui’nin sahnesinde evi ayağa kaldırdım kahkahadan. “Agdıfjeşvmrkepvı” türkçe küfürün korede anlaşılma şekli. Ne süperdi ya!!!

    “Jin Ki güldü dünyam güldü” eti cin reklamından arakladım :D:D İşte böyle güldürmeni istiyorum :D:D

    Mert zatına bende gıcık oldum, Jung Woo ve Jin Ki tarafındayım. O Çocuğu hiç sevmedim ahanda sana söylüyorum 😀

    Sung Yoo ile Jin Ki nin tapınaktaki muhabbetlerine bayıldım. Ancak en çok Sung Yoo’nun “Aha bir Avrupalı olayı daha geliyor” kısmında yerlerdeydim :D:D

    Jin Ki ile Berna’nın salıncaktaki muahbbeti offf yedi bitirdi beni.

    Sung Yoo’nun her defasında Berna’ya “Tamam anne” diyişi benide her defasında güldürüyor 😀

    Gelecek bölümde bir Jin Ki geçmişinin geleceğini düşünüyorum. İlk adım atıldı. Bizi süründürmeyen bir senarist olarakta işin içine balıklama dalacağız gibi bir his var.

    Hani yazarı yönlendirmek istemiyorum ama Jin Ki always and forever :D:D Biliyor musun aslında ben Geun Suk’u sevmem öyle aman aman ancak Jin Ki karakteri ile taht kurdu. Alkış…..

  2. Ser_min says:

    Sung Yoo derken Sun Yong’tan bahsediyordum anlaşılmıştır heralde :D:D

    • hikaruivy says:

      Anladım ben şekerim, don’t worry 🙂 Bölümü beğenmene çok sevindim; Chang Ui sahnesini yazarken ben de bilgisayar başında kıkır kıkır gülüyodum 😀 Hak etti ama gıcık komşu 😀 😀

      Yaa yalnız siz nasıl bu kadar Jin Ki’ci oldunuz anlayamadım ben 😛 Şu koca alemde Jung Woo’yu seven kimse yok mu?! Valla gelecek bölümde dananın kuyruğunu koparıcam. Ama hala Jin Ki mi olsun Jung Woo mu karar veremedim ben yaaa… O zaman şöyle yapalım: Bundan sonra yorum bekliyorum okuyucularımdan. Toplamda hangi karakter daha çok desteğe ulaşırsa (Jin Ki vs Jung Woo) gelecek bölümde Berna’mızı ona biraz daha yönelticem. Hadi bakalım, pamuk eller klavyeye 😀 😀 (bu lafı da darkangel’dan arakladım 😀 )

  3. Ser_min says:

    Vallahi herşey biranda oldu. Okuduğu sonelerden midir? ezilenin yanında olma psikolojisinden midir? yoksa inada bindirip bir kerede ikinci eleman kızı kapsın olayından mıdır? Bilmiyorum ama cidden fazlasıyla Jin Ki’ciyim ben. Üstelik dediğim gibi normalde Geun Suk’u da sevmem. Hani Jung Woo kötü bir karakter değil. Sert duran ama yumuşak bir yapıya sahip beğendiğim tipleme bu tür dizilerde ama ne bilim ya bir an göynüm Jin Ki dedi, O olmalı dedi 😀

    Şu yan tarafa anket koy oylayalım 😀 İnternet kafeye gidip her bilgisayardan oy atacağım 😀

    Lee Bana destek ver. El birliği ile Jin Ki -Berna ikilisi oluştıralım. Berna’yı Jin Ki’ye yamalım :D:D

    • hikaruivy says:

      Tamam anket de koyarım da, bana nedenlerinizle gelin istiyorum 😀 Halk kimi istiyor ve neden? Birkaç değişik yorum gelsin ki 7’ye geçmeden önce hikayenin gidişatı ile ilgili kamuoyu yoklaması yapmış olalım 😀

      Bu arada sermin, Mert’e gıcık olarak beni şaşırttın valla 😀 Hayır, erkeklerin gıcık olmasını bekliyorum zaten de, bir kızın gıcık olması enteresan geldi. Çocukcağızı o kadar da centilmen, sevimli bi insan yapmaya çalışmıştım halbukise 😛 Demek ki siz Berna’yı Koreli yakışıklılarımızdan başkasına yar etmeyeceksiniz, anlaşıldı 😀 😀

      • Ser_min says:

        Yok sadece koreli yakışıklılara vermek istemeden değilde. O çocuk ile ilgili şüphelerim var.” Amacın ne senin ?” durumu yaşıyorum. Bir erkek kusursuz profil çiziyorsa o işte bir bit yeniği vardır 😉 Tabi bu kadınlar içinde geçerli. Yani şuan genel bir gıcık alma durumum var :D:D Hehe

  4. winpohu 'ca says:

    öncelikle bölümler çok iyi gidiyor tebrikler
    gelelim yoruma ben jung woo ‘cuyum ya jin ki olmasın ağlarım ama 🙂
    sermin e katılıyorum mükemmmel erkeklerde hem bir bit yeniği vardır bu yüzden merti bende sevemedim .jung woo olsun başkası olmasın ama 🙂

    • hikaruivy says:

      @sermin, winpohu: evet, mantıklı… belki ileride mert’in de karanlık yönlerini görebiliriz, nıhaha 😀

      bi de bu mert’i anlatırken “tüm yakışıklılığıyla gülümser” diye bi cümle kurmuştum ya. aman allahım, sevgilim okuduğu günden beri başıma kakıyor! “yok ben aktöre demedim, karakterin yakışıklı ve diğer çocukları kıskandıran bi tip olması lazım” desem de dinletemiyorum 😀 😀

      winpohu, teşekkür ederim dostum. neyse ki jung woo’yu seven birileri de varmış, artık çocukcağız için üzülmeye başlıycaktım 😀 😀

  5. Ser_min says:

    Söylemeyi unutmuşum bak (Yediremedim ondan aslında :D:D). Her ne kadar Jin Ki’ci olsamda son sahneyi çok sevdim. Berna’nın başını yaslaması Jung Woo’nun Berna’nın saçlarına abanması hoş bir sahne (yiğidi öldür hakkını yeme hesabı) 😀

    Evet Mert’in iç yüzünü görelim, merdiven dayayalım iç dünyasına tüm kirli çamaşırlarını dökelim :D:D O çocukta bir pislik var ahanda buraya yazıyorum :D:D

    • winpohu 'ca says:

      hemen anladın çocuk da bir pislik olduğunu bravo sermin 🙂
      mükemmel insan olunca hemen bir şüphe alıyor bizi ,bende öyle hissettim hem iyi olsa ne yazar orda taş gibi lee min ho var. yani olmadı kore de eleman mı kalmadı :)bu kızı sonunda jung woo alacak benden sölemesi 🙂 yaşasın kötülük hahahha hem onlar daha çok yakışıyor .bak kendime dert ettim bu olayı ,zati işsiz kaldım bari onlar kavuşsun muhahhahha 🙂

  6. koredelisi says:

    5. bölümü yayınlandığı gün okumuştum ama bir türlü yorum yazamamıştım içimde kaldı neyse kısmet 6. bölümeymiş:)) Bölümler hızlı yayınlanıyor o yüzden öncelikle çokk teşekkür ederim sana hikarucum;)

    *Senaryoya bir türk karekter eklemeni beklemiyordum doğrusu çok sevindim, Mert şu anda gözümüzde sevenleri ayırıyor gibi görünüyor o yüzden çocuğa el birliğiyle gıcık olduk ama Allah için yakışıklı, bilgili, güzel giyinen ee daha ne olsun yani:D

    *Bu Min Hee başımıza çok iş açıcak yaa asıl bu kıza gıcık oluyorum ben…!

    *”Hyung-nim, adam Türk! Berna da Türk… Bu durumda elin herifi biz olmuyor muyuz sence?” Bu sözde yerlere yattım süperdi yaaa, hala yüzümde salak bir gülümseme var:D

    *Jin Ki ye özelliklede garson sahnesinde çok gülsemde üzülüyorum çocuğa yaa, canım benim berna-şii için yapmam dediğişeyleri yapıyor ahh aşk işte nelere kadir…:)

    Herşeye rağmen ben Jung Woo cuyum, haa çocuk kalasın(yani duygularını tam olarak gösteremiyo) önce gideni ona lafım yok ama seviyoo be:D İleriki bölümlerde Min Hee ‘y artık rest çekmesini bekliyoruz sayın yazar;)
    Zaten biz ne dersek diyelim berna-şinin gönlü çoktan Jung Woo ya kaydı bile:)))

    Yine süper bir bölümdü hikarucum, korenin tarihi yerleri, öğrenci işleri felan gibi ayrıntılara girmen çok güzeldi klavyene sağlık:) Ha bu arada sıkıştırmak gibi olmasın ama yeni bölüm ne zaman geliyo:))))

    • hikaruivy says:

      @koredelisi: canım gözlerim yollarda kaldı, bak sen yorumlarını yetiştiremiyorsan daha yavaş yayınlarım yeni bölümleri, haha 😀 😀

      Türk karakter ekleme işi de şurdan çıktı: Şimdi ben bu Jung Woo ve Jin Ki’ye dışarıdan bir rakip getirmek istedim ki birbirlerine fazla sarmasınlar 😀 Üstelik yurtdışına çıkmış bir insanın en çok hasret duyacağı şey, Türkçe konuşan bir başka insandır! 😀 Bunları birleştirince Mert karakterinin hikayeye dahil olması olayı kendiliğinden gelişiverdi… Ayrıca daha ilk andan beri onu Birkan Sokullu’nun tipinde hayal ettim; bilemiyorum neden böyle yaptım ama hoş, boylu poslu, biraz da ciddi, efendi tipli biri olsun istedim. Ama Korece bilmesi açısından Enes Kaya’yı da oynatabiliriz tabii 😀 bkz: http://metropolgunlugu.blogspot.com/2010/11/kore-filminde-bir-turk.html

      Ayrıca tarihi yerler olayına girmeden edemedim. Benim de çok göresim var oraları, böyle yazınca görmüş kadar oluyorum ^^

      Ayrıca sayende Jung Woo’ya bir destekçi daha çıktı. Sermin, Lee, ne diyosunuz bu işe?? 😉

  7. Ser_min says:

    Diyorum ki -eminim Lee’de bana katılacak;
    Shiro, shiro , shiro, shiro, shiro, shiro….
    Andue, andue, andue, andue, andue…..

    Ki aslında farkındayım ben senaristimizin göynüde Jung Woo’da bari en olmadı ne yap biliyor musun? Küçükken hikaye kitapları vardı, sonunu senin belirlediğin hatırlar mısın?

    Ali şimdi ne yapsın? 1- Eve gitsin. 2- arkadaşında kalsın 3- top oynasın.
    Seçtiğin numaraya göre seni sayfaya yönlendiriyordu.

    Sen bunu yapamayacağına göre şöyle yap. Jung Woo ile birlikte olursa…. Jin ki ile birlikte olursa… ikisiylede birlikte olmadan ülkesine dönerse…

    Nasıl fikir. Belki fazladan 4-5 sayfa daha yazman gerekir ama herkesin gönlü rahat olur.

    Peki sen buna ne dersin?

    • hikaruivy says:

      galiba en sonunda öyle olucak sermin’cim. yalnız sadece 10. bölümü 3 değişik şekilde yazarak bunu yapabilir miyim, doğrusu bilmiyorum… çünkü bir sonraki bölümden başlayarak bir aşkın filizlenmesi gerekiyodu benim planıma göre… hmmm…

      neyse, bi açık kapı bırakmaya çalışıcam 😀 böylece son bölüme geldiğimizde herkes en sevdiği sonu seçebilir sanırım. ama bilemiyorum, eğer çok saçma olacak, döndüremeyecek gibi olacaksam belki vazgeçer, kafamdaki sona göre bitiririm 😛 ya da alternatif son yazma işini size bırakırım. sizin yazdığınız son bölüm senaryolarını da buraya koyarız. buna ne dersin?

      • winpohu 'ca says:

        bence son üç bölümde konuyu döndürmen zor olacak .hem senin kafanda ki sonu çok merak ediyorum 😦 sen konuyu öyle bitirsen sonrasında alternatif sonlar yazsan çok daha iyi olur gibime geliyor 🙂 hem sermin de bir son yazsa fena olmaz merak ettim bak jin ki için nasıl şeyler yazar .burdan duyrulur 🙂
        ha bu arada lee ortalarda yok ezici çoğunluk bizim hahahah 🙂

  8. Ser_min says:

    Evet tünelin ucunda gördüğümüz ışık bu galiba 😀
    İkiside uygun düşer.

    Aman ya artık ne bilim ben hayallerimde ikisini birleştiririm olmadı ne yapalım :D:D

    • winpohu 'ca says:

      sermin hayallerini bizimle de paylaşır mısın ? 🙂 şurda duygu dolu bakışlarla bakan bir kedi yavrusu işareti olsa yapacağım ama yok sen nla artık beni 🙂
      jin ki ile ilgili bir sonu da merak ediyorum …

  9. hikaruivy says:

    @winpohu: tamam o zaman, ben kafamdaki plandan sapmıyorum. ama isteyen bundan sonra istediği bölümden başlayarak alternatif sonlar yazıyor, hep birlikte burada okuyoruz. ne dersiniz? 😉 valla ben bayılırım sizin hayallerinizi okumaya. ayyy, hakikaten şu anda çok heyecanlandım; birbirinden farklı bir sürü alternatif evren yaratmak inanılmaz keyifli olur! sermiiiiin, duy sesimiziiiii! ayrıca winpohu, bu fikri ortaya atan sen olduğun için senden de bir şeyler bekliyorum, demedi deme 😀

  10. Ser_min says:

    Abbowww 😀
    Fikir elimde patladı iyi mi? 😀 Lee diyor benim hikayenin ilk topunu sana atacam, burda siz diyorsunuz Jin Ki – Berna hayallerini paylaş 😀 Alla Alla 😀

    Elimden geldiğince bişiler karalamaya çalışırım ama harbi kabız dönemimdeyim. Kendi bloguma bile doğru düzgün bişiler yazamıyorum. İşte sizin hatrınıza karalarım bişiler 😛 Sıkıştırmayın ama beni ok? :D:D

    • hikaruivy says:

      ahahaha 😀 karala bişiler. sendeki hayalgücü varken süper bi hikaye de senden okumuş oluruz. ama tabii canın ne zaman isterse… hatta şöyle yılbaşına doğru olursa hepimize yılbaşı hediyesi olur, ne dersin? 😉

      ayrıca dikkat ederseniz yukarıdaki yorumların hiçbirinde jung woo’yu tercih ettiğimi söylemedim. bu konuda hala suskunluğumu koruyorum 😀 😀 o yüzden jung woo’cular da alternatif hikaye yazabilir, sakın yanlış anlaşılmasın…

  11. zebzeyra says:

    Hikarucum öncelikle daha ilk yorumumu yazdığım için kusuruma bakma olur mu? 😦 Ben hikayenin güzelliğine o kadar kaptırdım ki kendimi bittiğinde bile yüzümde salak bir ifadeyle kalıyorum 🙂 daha aklıma gelmiyor yorum yazmak 🙂 Hoş bu hikayenin neresine bakarsan bak bir şahaser senaryo olmuş çıkmış Benim yorumuma ihtiyacımı var 🙂
    Seni çok tebrik ederim dostum çok emek harcanmış bir yapıt olduğu hemen belli oluyor. İlk 6 bölüm beni benden aldı. Şuanda zebzeyranın ilk 3.de 2.sıraya yerleşmiş bulunmakta.. Bakarsın final bölümüyle 1.sıraya bile koyarım bu senaryoyu okumuş olmama rağmen o kadar büyük zevk aldım ki anlatamam.

    Keşke senin gibi bir yeteneği keşfetselerde televizyondaki şu saçma sapan diziler yerine bu çok şirin yapımlardan izlesek. 🙂
    Bernayla kim olsun sorusuna gelince ; Jung woo karakteri her ne kadar iyi olsa da Jin ki’nin üzerine tanımam arkadaş. (Şermin arkandayım dostum. bende Geun suk’u sevmem ama işte jin ki başka yaaa 🙂 ) Siz kızlardaki bu soğuk adama tutulma takıntısı nedir anlamıyorum kardeş Her yapımda kızlar sanki adam yokmuş gibi soğuk nevalelere aşık oluyor. Bu yapımda bari Jin ki gülsün 🙂 (Acıtasyonda yaparım ben şimdi 🙂 ) Jung woo ne yaptı ki berna için ama jin ki’m öyle mi çoçuk eridi bitti ya Zaten hayat gülmemiş çoçuğa birde siz tekme vurmayın birlik olup,(evet kampanya başlatıyorum. Jin ki’nin yüzünü güldürme projesi Biliyorum lee min ho daha yakışıklı ama bu yapımda dışa değil kalbe bakalım arkadaş) Güldür jin kinin yüzünü, şerminin yüzünü , benim yüzümü ve bizden misin bilmiyorum ama leenin yüzünü (küçük gözleriyle gözleri dolmuş dolmuş bakan yavru kedi varmış gibi düşün hikaru ) 🙂

    • hikaruivy says:

      zebzeyra’cım hoşgeldin ^^ ay bak çok sevindim şimdi; senin de takip ettiğini bilmiyordum, yorumunu okuyunca sevindirik oldum 😀 öncelikle, övgülerin için çoook teşekkür ederim tatlım! o kadar abartacak bişi yok (sonuçta şurda gayet amatörce, sadece size keyifli zaman geçirtebilmek için yazıyorum) ama yine de koltuklarım kabardı desem yalan olmaz 😀 😀 yalnız benim dizi Türk TV’leri için hiiiiç uygun olmaz; on bölümde bitiveren, her bölümü iki saat sürmeyen dizi mi olur derler adama, ahaha 😀

      jung woo mu jin ki mi olayına gelince… aynı çelişkiler içerisindeyim dostum… benim de en sinir olduğum şeylerdendir aslında; kore dizilerinde kızların hep soğuk nevalelere aşık olması, ikinci adamın hep avcunu yalaması (ki genelde ikinci adam über süper mükemmel, centilmen, yakışıklı filan olur), vs. Ama burda her iki karakterin de kendine ait hem çok tatlı yönleri var (jung woo’nun tüm beceriksizliğine ve odunluğuna rağmen berna’yı umursadığını göstermeleri mesela; kızın yüzüğü için az uğraşmadı… ya da jin ki’nin şairane tavırları, Berna’ya söylediği güzel sözler, onun için garson kılığına girmeler 😀 ) hem de ikisinin de çok sorunlu olduğu eksik yönleri… yani ikisi de bay mükemmel değil… bu da benim çok hoşuma gidiyor; nerdeyse kendi yarattığım tiplemeleri alıp bağrıma basıcam 😀 😀 yani birini birinden üstün tutamıyorum… sonuç olarak topu Berna’ya atıyorum, o ne derse o 😀 😀

      hayat gülmemiş çocuğa, bir tekme de biz vurmayalım lafına ise koptum zebzeyra 😀 ayakta alkışlıyorum seni!! 😀 😀

  12. Ser_min says:

    @Zebzeyra
    Yürü kim tutar seni. Aha yanıma birini daha bulunca ne kadar sevindim anlatamam. Bende Jin Ki Gülsün Dünya Gülsün diyorum :D:D
    Adam sanatkar, o soneler falan daha ne olsun. Hem eğlenceli, hem düşünceli, zıpır insan Jin Ki yani. Oy oy çok sevindim 3 mü olduk ne? 😀
    @Hikaru
    Çingum şu aralar aklıma bişiler geliyor ancak Lee’nin bana göndereceği pas için. Bu hikayeye paralel evren çalışmasını sanırım sen bitirdikten sonra yaparım. Çok daha iyi olur. Hem zaman açısından, hem gelişmeleri öğrenmek açısından. Hayal gücüm için yaptığın iltifata teşekkür ederim. Bin Mukabele 😉

    • winpohu 'ca says:

      aha neler oluyor burda 🙂
      @sermin zebzeyra ve sen iki ettiniz ,koredelisi ve ben iki ettik bir beraberlik durumu söz konusu 🙂 hem şu çapkın erkeklerde kızlar ne bulur bende onu anlamadım ? jun woo nun da hakkkını yemeyin yazıktır çocuğa 🙂
      hem kumarbaz baba aile yükü falan derken sorumluluk yükü binmiş omuzlarına ,bende jun woo’yu yaşatma kampanyası başlatıyorum 🙂 yok mu katılan hahhah .şaka bir yana şu alternatif son işi güzel fikirde bende yazma kabiliyeti yok bu kızı jun woo’a yar etmezseniz benim için mutsuz son olacak 😦

      • Ser_min says:

        Yok canım 3 kişiyiz. Lee de Jin Ki’ci 😉 Hehehe… Yani ne oldu biz mi üstünüz şimdi. Ayyy şimdi daha mutluyum :D:D

        Tek problemli çocuk Jung Woo değil. Jin Ki de çok zor zamanlar geçirdi. Bir sonraki bölümde okuyacağız onları.

        Bende de öyle bir yetenek yoktur canım ama işte gönlümüzden ne koparsa hesabı yazarız birşeyler 😀

  13. winpohu 'ca says:

    @sermin canımın içi lee ortalarda yok saymıyorum onu banane ahaha ağlarım ama 🙂
    hem jin ki nin problemlerini daha okumadık ki şimdi ortada yakışıklı ,dürüst ,temiz ,iyi niyetli bir jung woo var bu ona yapılır mı ?
    olmadı en son yazacağız bir şeyler kendi hayalerimizde birleşecek onlar 🙂

    • hikaruivy says:

      Hahaha, ben yokken savaş alanına dönmüş burası! Jin Ki’ciler vs. Jung Woo’cular! Valla iki taraf da kendince haklı abi, napcaz şimdi??

      Şaka bi yana hakikaten suratımda kocaman bir sırıtmayla okuyorum yazılanları. Böyle parmaklarımı kütürdetiyorum zevkten, ehuehe 😀 Ama fikirlerinizi bir sonraki bölümden sonra alacağım asıl: Bakalım Jin Ki’nin geçmişinde yaşadıklarını öğrenince Berna’ya olan sevgisi, onun için yaptıkları gözünüzde daha çok değer kazanacak mı? Ya da Jung Woo’nun aslında o kadar da bencil bir insan olmadığını, onun da Berna için yaptıklarını görünce fikriniz değişecek mi? Elimde olsa 7. bölüm fragmanını koyucam şuraya 😀 Neyse, onu yapamıyorum ama salı, en geç çarşamba 7’yi post ederim, bunu söyleyeyim en azından…

      Sermincim sen tabii ki istediğin zaman istediğin gibi yaz, bizde zorlama yok 😀 Lee’nin pası için yazacaklarını da merakla bekliyorum. Öpüldün şeker ^^

  14. akira says:

    savulun bir jin ki’ci daha geldi 🙂 ben de Berna ile Jin ki olsun istiyorum bir kez de 2. çocuk kazansın yaa hem Jin Ki daha eğlenceli anasından darbe yemiş bari Berna’dan darbe yiyip iyice bunalımlara girmesin yavrucak !!! Hem Jung woo ‘yu seven var o kızada yazık:( ben de kendimi iyi kaptırmışımda haberim yokmuş 😀 yaşasın Berna ve Jin ki çifti 😛 😀

    • Ser_min says:

      @akira
      Hehehe seni burdan komacan öpüyorum. Allah be bir dakika kaç olduk yani biz :D:D:D Jin Ki’ciler toplanın hehehe 😀 Jung Woo’cuları şu tarafa alalım, artık mekana Jin Ki’ciler hakim. Lee yok diye eziyorlardı beni ama imdadıma Akira yetişti.

      Holeyyyy!!!! 😉

  15. Lee says:

    Öncelikle geldim. Hastaydım da, anca toparlanabildim 🙂
    Şimdi gelelim yorumuma. Kimi desteklediğimden de bahsedeceğim. Hem de nedenleriyle 🙂
    Bölüme gelecek olursak..

    İlk başta favori kısımlarım;

    ***“Hop hop! Önce eller yıkanacak!” – Anne Berna 🙂

    ***(yaa, bizde böyle anacım… 😀 yoksa siz benim on bölüm boyunca yanlış anlaşılmaları sündüreceğimi mi zannetmiştiniz? 😛 ) – En sevdiğim özellik..

    ***“Hiiii! Kurtarın beniii! Gördü beni, gördü!” – Chang Ui bir kedi gördü 😀

    ***“Bernardina’yı eve atmaya çalıştığını biliyordum!” – Bu isme ben bayıldım. Bir de reklamlarda Bernardo diye bir marka gördüm bugün, bastım kahkahayı. Çok eğleniyorum 🙂

    ***Sun Yong kendi kendine korkuyla: “Eyvaaah… Bir “Avrupalı” vakası daha geliyor,” – İşte favori kısmım. Bir Avrupalı vakası daha, süper. En yüksek kahkaham bu cümlede çıktı 🙂

    ***Aghlaspvjüğdşajsdj!”

    (Son kısımlar Türkçe küfür olduğu için bizimkilerin kulağına böyle geliyor 😀 ) – Diğer favorim bölümüm. Çok güzel ve komik bir biçimde bağlamışsın Hiraru, tebrik ederim 🙂

    ***“Elin herifi mi? Hyung-nim, adam Türk! Berna da Türk… Bu durumda elin herifi biz olmuyor muyuz sence??” – Ve bronz madalyanın sahibi olan cümle 🙂

    Şimdi yorumlarıma geçeyim. Favorilerimi belirttim. Bir kere ben Mert karakterini sevdim. Fazla mükemmel olduğu için işin içinde bit yeniği olmasını istemiyorum ama. Elin Koresinde bir avuç Türkten birini bulmuşken Berna, o bulduğu da kötü çıkmasın yahu 😀

    Bunun yanı sıra tarihi gezi notları gerçekten çok güzel. Canan Tan’ın Yüreğim Seni Çok Sevdi isimli kitabında da bu tarz gezi notları vardı ve ben çok seviyordum.

    Berna’nın Kore’deki süresi gittikçe azalırken ben bir Türkiye macerasının olacağını düşünüyorum. Jung Woo, Jin Ki böyle Berna’nın ardından Türkiye’ye gidecek gibi. Bakalım tahminlerim tutacak mı? 🙂

    Şimdi gelelim kimi desteklediğime: Baştan beri dediğim gibi, Jin Ki! ^^
    Arkadaşlar Jin Ki’ciler çoğunlukta, içiniz rahat olsun 😀

    Geçmişi kötü olduğu için kızların hepsini genelleyen bir insan Jin Ki. Buna rağmen kendisine içini açan Berna’ya adım adım, emek emek karşılık verdiğini görüyoruz. Her bölüm biraz daha gelişiyor. Diğer bölümde eminim ki annesiyle yaşayacağı olaylarda Berna yanında olacak ve bu gelişim daha da hızlanacaktır.

    Berna’da asıl istediğini buldu. Yaşamak istediği, gerçekleştirmek istediği hayatı. Klişe bir hoşlanma değil onunki, bir gelişim evresi. Yürüdü, koştu, nefes nefese kaldı. Şimdid de Berna’da durulmak, dinlenmek istiyor. Ait olduğu yer kavramının adresi Berna. Böyle bir karakterin yanında Jung Woo bana çok sıradan kalıyor.

    Dış dünyaya soğuk ama içinde duygusal, iyi karakter tasarımı sıradan artık. Karşısındaki Jin Ki’nin yanında tutunacak dal bulamaz gözümde 🙂

    Valla bu açıklamadan sonra Jin Ki olmazsa ne diyeyim artık 😀

    ***

    Çingu, yeni bölümü sabırsızlıkla bekliyorum. Senin hikayeni okurken çok eğleniyorum. Hatta eğlenceye o kadar doyuyorum ki, kendi hikayemi daha ciddi yazıyorum. 2. bölümün yarısından çoğu bitti mesela, ciddi oldu gibi geldi. Suçlu sensin aha :p

    Bekliyorum, hem de deli gibi.. 😉

    ^^

  16. akira says:

    @ sermin
    hep destek tam destek sermin 🙂 Bernayı kolay kolay Jung woo’ya yar etmeyiz bu böyle biline 😀

  17. hikaruivy says:

    @akira, sermin, lee: vaov… Jin Ki’yi cansiperane savunuşunuz beni çok etkiledi çingular. Hımm… Bi daha hımmm…

    Evet, şu anda sanat sanat için midir toplum için mi modundayım 😀 😀 Baştan beri kurduğum bazı formüller (senaryo yazmanın matematiği, ahaha :D) beni bir yöne doğru itiyor. Hatta 7. bölümü nerdeyse tamamlamıştım. Ama şimdi benim de kafam karıştı…

    Yine de galiba şimdilik ilk yazmış olduğum 7. bölümden sapmayacağım arkadaşlar. 7’deki Jin Ki-Berna sahneleri de önemli olmakla birlikte Jung Woo-Berna sahneleri Jin Ki’cileri biraz üzebilir. Hikâyeyi hâlâ döndürme imkânım var; ama dediğim gibi ilk başlarda atmış olduğum küçük ipuçlarını değerlendirmek adına Jung Woo’ya kıyak geçen bir bölüm olacak bir sonraki. Hatta yarın erkenden eklemeyi planlıyorum.

    @Lee: Geçmiş olsun yahu, nooldu böyle? Zaten kaç gündür blogunda da sessizsin; bişiler olduğunu anlamalıydım…

    Jin Ki’yi süper analiz etmişsin, tebrik ederim. Bir sonraki bölümde tam da böyle olduğunu görecektik zaten. Küçük Prens referansları ile elbette 😉

    Yorumların için de çok teşekkür ederim arkadaşım, sizi güldürdüğüm zaman ben de mutlu oluyorum ^^ 2. bölümünü sabırsızlıkla bekliyoruz, bir an önce ekle de okuyalım 🙂 Sen ciddi diyorsun ama çok eğlenceli olacağından ben eminim.

  18. mydestiny says:

    Merhaba

    Çoook eğlenceli bir bölümdü. Jin Ki-Sung Yon ikilisinin takibi.. Chang Ui’nin Berna’yı ya da Bernardina’yı görmesi; yumruğu yemesi, “bir avrupalı vakası” olayı, türkçe küfürün anlaşılma biçimi, garson Jin Ki… Çok çok eğlenceli!!

    Yeni karakterimiz Mert, şaşırtıcı bir biçimde aniden girdi hikayeye. Üstelik Türk. Jung Woo ve Jin Ki’ye üçüncü rakip. Kusursuz, yakışıklı Mert’i sevdim gibi.. Ben Mert’i Berna için değil de Min Hee için olabilir diye düşünüyorum.. Mert ve Min Hee yakınlaşsa ya diye içimden geçirdim hatta.. İkisi de birbirlerini “hoş biri” diye tanımladı ne de olsa 😀

    Berna’nın yeni eve taşınacağını sanıyordum ve istemiyordum bunu. Jung Woo’nun boşver taşınma önerisine sevindim. Zaten az zamanı kalmış Berna’nın..

    Berna’nın kiminle olacağı konusunda ise kararsızım. İzlediğim dizilerden yola çıkarsam bu kişi; Jung Woo. Ama hep ikinci adam fedakarlık yapıp, vazgeçmek zorunda kalıyor.. Bu defa farklı bir şey mi olsa diye içimden geçmiyor değil.. Üstelik Jin Ki Jung Woo’dan daha somut çabalar gösteriyor. Berna için yapmadığı şey kalmadı 😀 😀 Hangisiyle olursa olsun severek okuyacağıma eminim 😛

    Ellerine sağlık^^

    • hikaruivy says:

      @mydestiny: Mert’i sevmene çok sevindim mydestiny, valla çocukcağızın illa ki bi pisliği çıkacak diye tutturdu diğer kızlar 😀 halbuki her hikayeye aklı başında, diğerlerini kıskançlıktan çatlatacak bi mükemmel adam lazım 😀 😀 Min Hee ile aralarını yapmak için fazla vakit olmayacak (belki hikaye 10 değil 20 bölüm olsa bu çok iyi bir çözüm olabilirdi) ama Min Hee-Mert ikilisi benim de aklımdan geçmemiş değildi 🙂

      Jin Ki – Jung Woo arasında nötr kalmana da sevindim, çünkü ben de uzuuun bi süre kararsızdım. İkisinin de ayrı ayrı hoş yönleri vardı çünkü… Evet, esas oğlan somurtuk Jung Woo gibi görünebilir; ama “sonradan düzelen çapkın çocuk” da klasik bir ikinci adam değil; çünkü klasik ikinci adamlar genelde çok efendi, sessiz tipler olur… Neyse, zaten sen okuyuncaya dek neler olup bittiği belli olmuş olacak, ama yine de umarım diğer bölümleri de keyifle okursun. Sevgiler ^^

  19. masalevi says:

    kaç gündür sınavlar yüzünden okuyamamıştım yeni bölümü oh okudum rahatladım şu an:) yine çok güzel bir bölüm olduğunu söylememe bile gerek yok, bu bölümde komedi yine tavan yaptı süper oldu 🙂

    chang ui adamım yine yaptı yapacağını ya, tam kıl, her şeyi bildiğini sanan şapşal komşu vakası 🙂 bernardinayi düşünüyo yavrum yazık 🙂

    ben kaç bölümdür ikinci adam jin ki midir diye gereksiz bir sorgulama içindeyim ya, şu an gerçekten gıcık ikinci adam karakterinin sahibini bulduğunu düşünüyorum: mert 🙂 gerçi şimdi gayet iyi, tatlı bi çocuk ama bu kadar mükemmellik fazla, bu çocukta bi iş var deyip çıkıyorum işin içinden 🙂 berna’cığa neler yapacak bakalım, yoksa hayal gücümü mü zorladım 🙂

    double date çok güzeldi.. resmen gözümde canlandırdım o sahneyi: havalı spor kıyafetlerle gülücükler saçan mert, kumaş pantolon vs ile somurtuk jung woo 🙂 harika bir sahne.. çok sevdim.. jin ki ile sun yong ise anlatılmaz yaşanır bi ikili resmen.. bi de o jin ki mert’e elin adamı dedi ya 🙂 çok iyi espri olmuş orada bu söz, cuk oturmuş..

    yine tekrarlayayım bu bölümde de: ben o jin ki’yi yirim yirim ya.. “sen bizim kelebeğimizsin” dedi kıza annem benim 🙂 ama kız bundan hiç etkilenmedi, sonra o odun jung woo “eşyaları taşıman zor olur kal istersen “dedi kız eridi bitti.. kızları anlamak gerçekten çok zor 🙂

    son olarak jin ki’yi çok fazla üzmeyip yanlış anlama olayını hemen çözüme ulaştırdığınız için teşekkürler senarist hanım 🙂 darısı Kore’deki diğer senaristlerin başına.. verem ediyorlar insanı 16 bölüm 🙂

    • hikaruivy says:

      Yeniden hoşgeldin masalevi ^^ Gözlerimiz yollarda kaldı 😀 Sen bu hikâyeyi bitirmeden ben yeni hikâyeyi yayınlamaya başlamak istemiyorum; o yüzden yorumlarını dört gözle bekliyorum (aha, böyle de baskı kurarım üzerinde! :P)

      Gelelim söylediklerine: Valla süper noktalar yakalıyorsun dostum: Jin Ki’nin Berna’ya “sen bizim kelebeğimizsin” demesine rağmen Berna’nın Jung Woo’nun “eşya taşımak zor olur…” lafına daha çok sevinmesi klasik kız davranışıdır gerçekten… Ah ah, maalesef bu kız milleti böyle işte, 4S kuralı! (bu arada ben de üyelerinden biri olduğum halde kız milletine saydırmam da bayaa ilginç oldu yanii…) 😀 😀

      Mert’in tam bir klasik ikinci erkek karakteri olduğunu sen söyleyince fark ettim bak… Aslında ben onu Jung Woo ve Jin Ki’yi iyice kıskandırmak için diziye sokmuştum. Sadece o da değil; başka planlarım da var Mert üzerinde; okuyunca göreceksin. Ama iyi planlar mı, yoksa bu Mert’te cidden bir pislik mi var, onu söylemiyorum 🙂

      Double date sahnelerini ben de çok eğlenerek yazdım. Jin Ki ve Sun Yong’un gizli takiplerini yazarken resmen kıkırdıyordum. Chang Ui sahnesini de öyle! 😀 Evet, sanırım en çok eğlendiğim bölümlerden biri 6. bölüm olmuştu… Sonra, daha romantik bölümlere geçiciiiz…

      Sınavlarında başarılar, kolay gelsin tatlım! ^^

  20. makinosev says:

    Hikaruivy-şşi okudukça hem gaza geliyorum hem cesaretim kırılıyor “ben nasıl böyle bir senaryo yazarım ki?” diye böhüü, niye bana pasladın ki bu mimi 😦 Boşuna google’da My Lovely Roommate Live Action aramalarına maruz kalmıyorsun, insan bir de bunu beyaz ekranda görmek istiyor =) Bu arada Mert Demir’i Birhan Sokullu olarak değilde Kemal Pekser olarak hayal etmişim farkında olmadan, “hele bir cast’a tekrar bakayım” dediğimde uyandım yanlış kişiye odaklandığıma =)
    Daha 6.bölümdeyiz ama şimdiden finalle ilgili tahminlerimi yapmak istiyorum, bakalım tutturabilecek miyim?
    Sun Yong ❤ Yoon Ah ! sevgili olacaklar. Bildim mi bildim mi ? 😀 😀 😀 En zorunu tahmin ettiğime göre diğerlerine geçebilirim.
    Ve Berna Award goes to… Jung Woo 😀 Aşağısını kabul etmem hıh 😛
    Mert Demir de hoş çocuk Min Hee ile iyi anlaşır gibi geliyor, hem cv’si de kuvvetli, diplomat çocuğu malum 😀
    Jin Ki ise annesiyle sorunlarını hallettikten sonra başta İstanbul olmak üzere yurt dışı gezilerine çıkabilir, sonuçta o bir oyuncu, özgür ruhu için seyahat şart 🙂 Berna’dan nasıl vazgeçer derseniz eğer, annesiyle sorunlarını halletti mi Berna’nın onun üzerindeki etkisi azalacak ve arkadaş kalacaklardır diye düşünüyorum. Belli ki Berna’da özlemini duyduğu anne şefkatini hissediyordu, pansuman sahnesini hatırlayın. Kızartılmış pirinçte güzel yapıyor =) Yemek demişken geçen bölüm Jung Woo’nun “Bi dakka yav… Türk çayını onun demlemesi, gyung dan’ı benim sormam gerekmez mi?” demesine kopmuştum =) Bir de sonunda mafya ile olan meseleleri polisle halleden bir karakter çıktı sonunda 🙂 Kore polisi yakalar icabında 😛
    En uçuk teorime gelirsek Berna’nın paşa dedesi ile Ku Jon San’ın enterasan bir ilişkisinin çıkacağı o_O 🙂

    Bakalım hangilerini tutturabileceğim =)

    • hikaruivy says:

      @makino: Ahaha, iltifatların için teşekkür ederim çingucum, beni sizler var ettiniz! 😛 😀 😀 Ayrıca kendine haksızık etme bence, sendeki bu hayal gücü ve araştırma ruhu varken daha iyilerini yazacağına eminim. Senin blog yazılarını okurken bile kıkır kıkır gülüyorum, hikayede çok daha komik şeyler yakalayacağın kesin 😉

      Birkan Sokullu yerine Kemal Pekser de yakışırmış. Zaten ben o çocuğu hep Koreli’lere benzetiyorum, söylemiş miydim? Burun ve dudak yapısı benziyor 🙂

      Hahaha, Sun Yong – Yoon Ah çiftini baş göz ettik bile, o tahmini saymıyorum 😀 Berna konusunda şimdilik bişey diyip okuma zevkini bozmayayım 🙂 Ama Jin Ki’nin Berna’da biraz anne özlemi duyması yorumu çok ilginç ve hoşmuş; senden başka böyle düşünen olmamıştı. Tuttum bu analizi 🙂

      Bir de mafyayla ilgili meselesini polise giderek çözen ilk ve tek dizi karakteri bizimkiler oldu galiba! 😛 Cidden benim de hep garibime giden bir şeydir; dizi karakterleri her şeyi kendi yöntemleriyle halletmeye çalışırlar. Tamam, belki böyle yapıp heyecan yaratmaya çalışıyorsunuz sayın senaristler, ama bence hiç gerçekçi olmuyor yani… 😛 🙂 Ayaküstü dizi eleştirimi de yaptım, gönlüm rahat… 😀 😀

  21. makinosev says:

    😀

    Türk prensler yazısında Aslı’ya söylemiştin galiba Kemal Pekser’i korelilere benzetirim diye =) ordan duydum galiba, hak vermiyorda değilim hani, kesin ondan benim aklımda kemal’e gitti 😛

    “Jin Ki’nin Berna’da biraz anne özlemi duyması yorumu çok ilginç ve hoşmuş; senden başka böyle düşünen olmamıştı. Tuttum bu analizi :)” Burda eleştirmen yazarın bilinçaltına girip jin ki karakterini çözümlemeye çalışıyor 😀

    Dök içini dök dök 😀 Çöpe giden pastaların hesabını da sor 😀 😀

    • hikaruivy says:

      olabilir canım, evet o yazıda öyle demiştim 🙂 sevimli bir adam kendisi, tıpkı koreliler gibi, ajsahshsajjka 😀 😀

      senin bilinçaltı analizlerini yesinler! 😀 🙂 çöpe giden pastalar ve çiçekler konusunda hâlâ içim acıyor; hain jin ki! 😀 😀 nasıl pis bir bilinçaltım varmış benim; en komik dizimiz olan MLR’de bile jin ki’ye ve min hee’ye yapmadığımı bırakmamışım! piiiiii! 😀 😀

  22. Çok eğlenerek önce hikayeyi ardından yorumları okudum ^^ Yorumlarda hikaye kadar eğlenceli gidiyor ne güzel ^^

    Bu bölümde ortaya çıkan yaguşuklu Türk Mert beye buradan merhaba derken umarım devamında kötü biri çıkmaz diyorum. Hem kötüysende git Min Hee ile uğraş içinde ki Erol Taş’ı ona göster diyorum ^^

    Jin Ki mizin kıskançlık halleri, sevgi halleri, aşığım ama kız odun bi türlü anlamıyor hallerinin serileşmiş kitaplar halinde piyasaya sürülmesini talep ediyorum.Yavru yazık harap oldu zillinin peşinde ^^ Jin Ki fighting! Halk senin arkanda ❤

    Jun Woo Kuzey ile Güney'i birleştirse de olmaz ona kızımızı vermeyiz arkadaş (: Bu bölüm daha bi gıcık oldum elemana. Jin Ki'min yaptığı onca güzelliğin karşısında tek bi lafla kızı kollarında buldu. Oooof cümleye bak çek çekebildiğin yere hehe Hikayeyi okuyan biliyor neyse içim rahat (:

    FOREVER JİN Kİ diyerek sahneden uzaklaşıyor ve bir kere daha ellerine sağlık çingu diye ekliyorum ^^

    • hikaruivy says:

      @OhYoonJoo: Eğlendiğine sevindim canım ^^ Mert’in içindeki iyilik ya da kötülüğü kısa zamanda anlayacağız (zaten şurda kalmış 4 bölüm:P)

      Jin Ki’nin süper âşık hallerini ayrı bir dizi yapayım ben en iyisi 😛 Sizi bu kadarı kesmedi! 😀

      Jung Woo’ya olan öfkenden ben bile korkuyorum arkadaş! Ama evet haklısın, Jin Ki onca şey yapmışken Jung Woo bir tek “gitmene gerek yok bence” dediği için kızın yüzünde güller açtı. Ah bu kız milleti ah! 😛 😛

      Hemen bir sonraki yorumuna geçiyorum 😉

  23. “Zaten tipsiz herifin teki! Berna’nın onunla ne işi var hiç anlamıyorum…”

    “Tipsiz mi? Hyung-nim, yani göz var izan var, yapma rica edeceğim…”

    ahaahaushauahsah en çok burada koptum işte XD Mert’i canlandırması için en harbisinden Türk lokumu seçmişsin damak tadını beğeniyorum 😀

  24. minekibuu says:

    Okuma süreci notlar;
    Min Hee yapma kızım yeme bu numaraları, Jung Woo abayı çoktan yaktı Bernaya. Saf hatunlara dayanamıyorum. Korede bu hatunlara ne yediriyorlar da hepsi bu hale geliyor. Bu konu araştırılmalı.
    Jung Woo dilini tutup Min Hee ye o sözü vermeseydin(ki o sözün tam olarak Min Hee’nin yorumladığı bir aşk sözü olduğunu düşünmesem de) kesin hayatın farklı yönde olacaktı. Ama o söz yüzünden dürüstlük abidesi sen apışıp kalmış zavallı aşık olacaksın. İşte buraya da yazıyorum hıh!
    Evet. Berna kutuna git orda Mert var diyorum. Jin Ki yi temize çekip, Min Hee yi mutlu ediyorum 🙂
    “bir Avrupalı kızın isteyeceği her şey vardır bizde… O yüzden çekimimize kapılman çok normal” repliği ile okuyucu kopar
    Şu replikte ise, “Elin herifi mi? Hyung-nim, adam Türk! Berna da Türk… Bu durumda elin herifi biz olmuyor muyuz sence??” aynı okuyucu gülerek oturduğu yerden yuvarlanır…Sun Yong saf falan ama mantıklı yani. Takdir ettim 😛
    Yorumlardan elde edilen verilerle;
    “Jin Ki güldü dünyam güldü” bende sermin den arakladım 😛
    Kıskançlık nedeni ile Bernayı Mert’e yamamaya kararlıydım. (tamam bunun için geç kaldım biliyorum). Mecburen tüm kıskançlığımla Jin Ki cilerin içinde yer alacağım sanırım. hiç olmazsa kuzu mutlu olsun. ben bağrıma bulurum basacak birşeyler 😛

    • hikaruivy says:

      @minekibuu: “Saf hatunlara dayanamıyorum. Korede bu hatunlara ne yediriyorlar da hepsi bu hale geliyor. Bu konu araştırılmalı.” kesinlikle katılıyorum! 😀

      o söz meselesi biraz fazla abartıldı aslında, kabul. ama elimde başka bir şey yoktu (min hee’yi kanser yapma gibi ajitasyon numaralarına girmeyeyim dedim :P)

      “Evet. Berna kutuna git orda Mert var diyorum. Jin Ki yi temize çekip, Min Hee yi mutlu ediyorum” Ahahah, koptum!! 😀 😀

      vayy, geç de olsa bir jinki’ci daha kazandık.. “hiç olmazsa kuzu mutlu olsun. ben bağrıma bulurum basacak birşeyler :P” hahah, işte feedakarlık budur! 😀 😀

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s